• 01 Eylül 2015, Salı 9:40
ErolKonal

Erol Konal

Memleketimden İnsan Manzaraları
 Bütün bunlar…
Rüzgârın yüzümüze dokunması. Yağmurun iliklerimize işlemesi. Güneşin tenimizle buluşması…
Gökyüzünün renkten renge girmesi. Martıların çığlıkları. Caddelerin boşalması… 
Parklarda, mesire alanlarında, plajlarda birbirine paralel yaşamlar…
Yol kenarlarında, su birikintilerinde, kaya diplerinde hayata tutunmaya çalışan adı sanı bilinmeyen otlar, çiçekler, böcekler…
Dolmuşlarda, kafelerde, mağazalarda biteviye çalan müzikler…
Pencereden bakanlar, balkondan sarkanlar, kapı önlerini aşındıranlar, sokak başlarını mesken tutanlar, çay ocaklarının müdavimleri, bankları, ağaç altlarını tercih edenler…
Gülenler, ağlayanlar, somurtanlar, kahkaha atanlar, buruk bir tebessümle idare edenler…
Hiç susmak bilmeyenler, ağzı var mı yok mu belli olmayanlar, birkaç cümle kurmaktan imtina edenler, hanfendiler, beyefendiler…
Güneşi özleyenler, gölgeyi tercih edenler, rüzgârı gözleyenler, yağmuru bekleyenler, ne olursa olsun diyenler, gölgeleri kendilerinden uzun olanlar, güvercinleri besleyenler, güvercinleri kovalayanlar, evlat sevgisini torunlarında yaşayanlar, geçerken bir soluklananlar, ilk buluşmanın heyecanıyla hop oturup hop kalkanlar…
Birilerini bekleyenler, hayallere dalanlar, huzur arayanlar, köşedeki dürümcüde yaptırdığı paketi ayaküstü yiyenler, elindeki simidi didikleyenler, çocuklarına balon alanlar, hatıra fotoğrafı çektirenler…
 Koşuşturanlar, hiç acelesi olmayanlar, tek tek oturanlar, kahkahaları tüm meydanı dolduranlar, sarılanlar, ayrılanlar…
Etrafı süzenler, etraftan süzülenler, kendini arayanlar, aslını unutanlar, dejavu yaşayanlar,  geçmişlerine rastlayanlar, istikbale gülümseyenler, kendinden kaçanlar…
Gazete kitap karıştıranlar, çantalarında kaybolanlar, kulaklıklarıyla dünyadan bağını kopartanlar, gelip geçenlerde tanıdık bir sima arayanlar, ufukta kaybolanlar, zaman dolduranlar…
Dolmuştan müsait bir yerde inemeyenler. Para üstü bir türlü denk gelmeyenler. Kendilerine bazen öğrenci bazen sivil muamelesi çekenler. Çocuk mu yetişkin mi olduğuna karar verilemeyenler. Bir yandan telsizle öndeki dolmuşu taciz etmeler bir yandan da diğer hatlarla yapılan köşe kapmacalar…
Kazasız belasız dolmuştan inen kalabalığın büyük caddelerde, sokak aralarında dakikalar içerisinde yok olması. Ve aynı senaryonun başkalarınca tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar mütemadiyen sürüp gitmesi. 
'Pardon'lar, 'affedersin'ler, 'önüne baksana'lar, 'biraz dikkat etsene'ler…
Üç beş kelimeyle günü akşam edenler, duyduğunuzda yüzünüzün renkten renge girdiği son moda küfürler, adaba aykırı hal ve tavırlar, içe çekmeler, görmezden, duymazdan gelmeler, 'inşallah düzelir deme'ler, ya sabır çekmeler…
Bütün bu serencam, tüm olup bitenler, başımızdan geçen maceralar, yaşadığımız serüvenler yahut vakayı adiyattan saydığımız bunca olayın neticesi de göstermekte ki hayatın kendince bir sistematiği var yeter ki siz rotanızı şaşırmayın ve sorumluluk almaktan imtina etmeyin.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık