• 04 Nisan 2018, Çarşamba 9:03
ErolKonal

Erol Konal

MAYDANOZ
 “Marketten aldığım maydanozun da maydanoz gibi kokmaması bu şehrin suçu..” diyor, İstanbul'da mimarlık okuyan bir kızımız, haklı mı haklı serzenişinde. Ahhh cancağızım nerede o eski bayramlar da nerede o doğal sebzeler, meyveler ve o güzelim insanlar?
Maydanoz hem ÖSYM'nin hem de Türk halkının en sevdiği kelimelerin başında gelir. ÖSYM yazımı karıştırıldığı için sınavlarda öğrencilerin başına musallat eder zaman zaman bu maydanoz gibi kokmayan kelimeyi! Halkımız ise hastadır üstüne vazife olsun olmasın her meseleye maydanoz olmaya!
Kızımız yerden göğe kadar haklı, vesselam. Evlerinde plastik çiçeklerden, biblo hayvanlardan geçilmeyen bizlerin maydanozun kokup kokmaması, organik olup olmamasıyla ilgili dertlerin olduğunu pek sanmıyorum! İstisnalar kaideyi bozmuyordu, sanırım!
Hazır organik demişken oradan da tuhaf tuhaf haberler gelmiyor değil. Uzmanlar aldığınız her ürünün etikeni iyice okuyun diyorlar. Peki, bunu kime mi diyorlar; okumak yerine seyretmeyi tercih eden bizlere, varın gerisini siz düşünün. Ayrıca o etiketleri okumak için insanın yanında her daim(Bizim gazetenin Yazı İşleri Müdürü sevgili Ahmet abinin büyüteci gibi) büyüteç taşıması lazım ki o kargacık burgacık yazıları okuyabilsin!
Biz ki köylere şehirden yumurta, süt, yoğurt taşıyan hazırcı, kolaycılığa teşne bir halk olduk nicedir, organik tarımla mı uğraşacağız bir de! Meyvenin doğal olup olmadığını test için içinden kurt çıkması yeterliydi eskiden. Şimdilerde çakma organikçiler ona da bir çözüm bulmuşlar; haberlerin yalancısıyım!
Yeniden mimar kızımıza dönecek olursak maydanozların maydanoz gibi koktuğu demler için çocukluğumuza ışınlanmaktan başka çıkar yol görünmüyor! Elmanın elma, maydanozun maydanoz, taze yeşil soğanın taze yeşil soğan gibi koktuğu evlerimizin önlerindeki tarlalardan geriye şimdilerde acı ve buruk hatıralar kalsa da o kokular, o tatlar hala dilimizde, zihinlerimizde mevcudiyetini korumaya devam ediyorlar.
Hem insanda Patrıck Süskınd'ın meşhur ve eşsiz 'Koku' romanının kahramanı Jean-Baptiste Grenouille gibi bir burun olmalı ki her kokuyu birbirinden ayırabilsin, her kokuyu her daim hissedebilsin ve onları ölümsüzleştirebilsin!
Milenyuma bir yıl kala gösterime giren ve ortalığı kasıp kavuran ve dahi çoktan kült filmler kategorisine yerleşen 'Matrix'in, gerçeğin çölüne hoş geldin aforizması hala zihinlerimizde tazeliğini koruyorken, affınıza sığınarak filmden bir kareyi konumuzla ilgili olduğunu düşündüğüm için buraya alıntılıyorum: Serinin ilk filminde Ajan Smith'in(ki kendileri sistemin koruyucusudur), Morpheus'un(Matrix'in bir kandırmaca/sanal olduğunu savunur) gemisindeki kimliği gizli bir ajanla olan yemek sahnesi çağımıza ışık tutması açısından oldukça manidardır. “…Biliyor musun ben bu bifteğin var olmadığını biliyorum. Onu ağzıma attığımda, Matrix bana bu bifteğin sulu ve lezzetli olduğunu söyleyecek. Dokuz yıldan sonra neyi anladığımı biliyor musun? Cehalet mutluluktur!” evet, gerçeğin çölüne tekrar hoş geldiniz!
Tam da burada yedi ciltlik devasa 'Kayıp Zamanın İzinde' yi, Proust'a yazdıran bir “kek” in zihinde oluşturduğu çağrışımı anmamak büyük haksızlık olurdu!
Diş hekimliğinde okuyan bir başka kızımız da geçen hafta bu köşeden yayımlanan 'Fotoğraf Altı Düşleri' yazımızdan hareketle şöyle bir sual buyurmuşlar; “Bazen de fotoğrafları gözümüzün önünden kaldırabiliriz ama peki ya ardındaki anıları?”
Öncelikle kendi kendimden atıfta bulunmalara başladığıma göre melankoli halimdeki yükselmeyi artık siz tahmin ediniz! Dönüşlülük zamirini büyük yazsam acaba egom biraz daha büyür mü?
Soruya yukarıda cevap verdiğim kanısındayım. Maydanoz, maydanoz gibi kokmuyor olabilir şimdilerde ama hatıralarımızdaki tazeliğini, kokusunu, rengini, hoşluğunu ve yerini nasıl inkâr edebiliriz ki?
Birtakım şeyleri yitirdiğimiz doğru. Belki de çağın özelliği budur! Neticede esinlendiği tema her ne kadar 'dokunmatik' olsa da içinde yaşadığımız dijital çağın dokunmaktan anladığıyla bizimkinin aynı olmadığı aşikâr. Hissin kaybolduğu, her şeyin mekanikleştiği/sanallaştığı bir çağı belli bir yaşın üzerindeki bizlerin yadırgamasını normal karşılamak gerekir. Belki de 'yeni normal' dedikleri şey de budur!
Yeter ki vicdanımızı yitirmeyelim, izanımızı kaybetmeyelim!
Önemli not: Çaktırmadan şuradan bir zayi ilanı vereyim. Hem Ahmet abiyi yormamış olurum hem “Nereden aldığın vicdanını, nerede, nasıl kaybettin?” suallerinden kurtulurum hem de on liram cebimde kalmış olur. On lira az para mı canım en az on bağ mis gibi kokan maydanoz alırım marketten!
Zayi ilanı: Vicdanımı yitirdim hükümsüzdür. Şimdi vicdan ne ki diyenler olacaktır; en basit şekliyle kötüden iyiyi, yanlıştan doğruyu, çirkinden güzeli ayıran şey...
Yine diyeceksiniz ki iyi ne kötü ne, doğru hangisi yanlış hangisi ..?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık