• 19 Mart 2019, Salı 17:29
ErolKonal

Erol Konal

Maun Masa

Sanırım, hiçbir zaman yazıları dilden dile çevrilen, kitapları rafları dolduran, satırları altları çizilmekten, sayfaları kenarlarına not düşülmekten yıpranan, kalburüstü, büyük bir yazar olamayacağım! Bırakın bol sıfatlarla süslenmiş meşhur, fenomen bir yazar olmayı sıradan bir yazar dahi olamayacağım galiba! Çünkü maun bir masam yok!
Handiyse hemen hemen kelli felli bütün yazarların hayatlarında bir şekilde maun masa kendisine bir yer bulabilmiş hatta ve hatta başköşeye kuruluvermenin hazzını tüm hücrelerinde ziyadesiyle hissetmiştir, desek haksız çıkmayız vallahi. 
Elbette ki tek başına yazar-çizer olmanın tek ve birincil şartı maun bir masaya sahip olmaktan geçmiyor. Zira öyle olsaydı bendeniz de tıpkı Tanzimat dönemiyle başlayan ve bugüne değin neredeyse hiç hız kesmeden devam edegelen Batılılaşmayı-ve ziyadesiyle modernleşmeyi- sadece şekilciliğe indirgeyerek kendilerine mal etmeye çalışanlar gibi çoktan maun bir masanın siparişini vermiş olurdum. 
Literatüre 'yanlış Batılılaşma' olarak giren, esasında ise duygu ve düşüncede bir zihniyet devrimi olması beklenen bu değişimin yalnızca şekilde kalması da göstermektedir ki hala sapla samanı birbirine karıştırmaya devam etmekteyiz.
O zamanın modasıyla Fransızca konuşmaya çalışmak, eve piyano almak, çocuklar için mürebbiye tutmak ve birtakım Avrupai zevkler edinmek gibi hemen akla geliveren yeniliklerle, kültürel bir değişim ve dönüşüm yaşadığını sanmanın türevlerini, dikkatli nazarlar bugün de hemen hemen her köşe başında fazlasıyla üzülerek göreceklerdir.
Neyse efendim biz maun masamızdan çok uzaklaşmayalım, zira masa deyip geçmeyin: “Adam yaşama sevinci içinde/ Masaya anahtarlarını koydu/ Bakır kâseye çiçekleri koydu/ Sütünü yumurtasını koydu/ Pencereden gelen ışığı koydu/ Bisiklet sesini çıkrık sesini/ Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu/ Adam masaya/ Aklında olup bitenleri koydu/ Ne yapmak istiyordu hayatta/ İşte onu koydu/ Kimi seviyordu kimi sevmiyordu/ Adam masaya onları da koydu/ Üç kere üç dokuz ederdi/Adam koydu masaya dokuzu/Pencere yanındaydı gökyüzü yanında/ Uzandı masaya sonsuzu koydu /…/ Uykusunu koydu uyanıklığını koydu/Tokluğunu açlığını koydu/ Masa da masaymış ha/ Bana mısın demedi bu kadar yüke/ Bir iki sallandı durdu/ Adam ha babam koyuyordu”*
Hakikaten, masa da masaymış! 
Masaya oturmakla masadan kalkmak anlamsal bir karşıtlığı imlese de masada kalmayı göze alarak masada kalmaya devam etmekten başka bir yolu da yok gibi görünüyor dünyanın. 
Bunları, her defasında sahada (cephede) kazanıp, çoğunlukla masada kaybeden bir toplumun üyesi olduğumun bilinmesi kaydıyla, kayda geçirilmesini rica ediyorum.
Masa başı sohbetlerinden tutun da yuvarlak masa şövalyelerine kadar uzanan bir yelpazede, oldukça geniş ve doğurgan bir anlamsal zenginliği ifade eden masa metaforunun yazıya ilham olan kısmına geri dönecek olursak kerametin maun masada mı yoksa kalemi tutan elde mi olduğunu okuyucuların muhayyilesine bırakmak en doğrusu olacak, zannımca.

* Masa Da Masaymış Ha, Edip Cansever

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık