• 15 Ağustos 2018, Çarşamba 9:23
ErolKonal

Erol Konal

Kurban
 “Güneş yükselmeden kuşluk yerine 
Bir adam camiden döndü evine 
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı 
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı...
Eli öpüldükçe içi burkuldu 
Konuşmak istedi, dili tutuldu 
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu
Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı 
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı...”*

Güzel günlerdi. Masalımsı zamanlardı. Özlenen günlere ve zamanlara dönüştü.
Çocukluğumun ve ilk gençliğimin Kurban Bayramlarından bahsediyorum.  Bütün bir ailenin bir arada olduğu günler. Komşuların, akrabaların katılımıyla büyüdükçe büyüyen huzur ve mutluluk dolu zamanlar. 
Çocukların çocuk, bayramların bayram olduğu vakitler. 
Günler öncesinden alınan kurbanlığın evdeki misafirliği… Bu misafirliğin bizlerde bıraktığı eşsiz hatıraları... Tıpkı bir aile ferdi gibi üzerine titremelerimiz... Onu ne kendimizden ne de ahırdaki türdeşlerinden ayırmadan gözümüzden sakındığımız anlar… 
Bayram arefesiyle başlayıp, bayram sabahıyla katlanan coşkumuzun bayram namazından sonra kurbanımızın kesilmesiyle zirveye çıkan heyecanının ruhumuzdaki kanatlanışı…
Kurban kesilip de taksim edildikten sonra evde tatlı bir telaş başlardı. Annemin, ablalarımın ve yengelerimin hummalı koşuşturmalarına tanıklık etmenin çocuk dünyamda unutulmaz izler bırakmaya başladığı zamanlar... 
İki katlı ve kocaman bahçeli köy evimizin hayat dediğimiz bölümüne kurulan sofralarda az önce babam, abilerim ve diğer hissedarlarca(azıcık da olsa ben; zira kurbanın derisi soyulurken ayaklarından tutardım gücüm yettiğince) kesilen kurbandan payımıza düşen etlerden-yine komşulara özellikle de imkânı olamayıp kurban kesemeyenlere ayırdığımızın dışında-artakalanların özelliklerine göre tasnif edilmesi başlardı.
Ama hepsinden önce kurban etinden ev sakinlerinin ve şu an burada bulunanların tatması için bir bölümü hızlıca pişirilmek üzere hazırlanırdı. O esnada sanki zaman dururdu benim için. Sayılı dakikalar bir türlü geçmek bilmez ve biz çocuklar dünyanın en güzel kokusunun nefsimizde oluşturduğu heyecanı bir türlü dindiremezdik ta ki buharı üzerindeki kuşbaşı doğranmış sımsıcak etin gerek ekmek arasında gerekse de tabaklara konularak ikram edilmesine dek.
Sonrasında komşulara ve yoksullara dağıtılmak üzere hazırlanan etlerin evin en küçüğü olarak benim tarafımdan dağıtılmasına gelirdi sıra. Muzaffer bir komutan edasıyla ve müthiş bir sorumluluk bilinciyle bendeniz o etleri gerçek sahiplerine ulaştırırken ne bir gocunma ne bir itirazda bulunurdum. Aslında bunu kendim de anlayamazdım. Zira başka zamanlara bakkala yahut herhangi bir yere evin en küçüğü olarak gönderilirken binbir bahane bulan, bir o kadar mazeret üreten yahut sızlanan bendenizin mesele kurban paylarını dağıtmak olunca gönüllü olmasını o zamanlar anlayabildiğimi pek söyleyemem. 
Şimdilerde geriye dönüp baktığımda o günlerin girizgâhta da belirttiğim gibi farklı zamanlar olduğunu hemencecik görebiliyorum. Belli ki bunda tüm ailenin bir arada olması, kurbanın bir ibadet şuuruyla kesilmesi(“Onların(Kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır; O'na ulaşacak olan sizin takvanızdır.” Hac Suresi, 37)  ve en önemlisi kurbanın bir paylaşma, dayanışma(Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de, kurbanlarımızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmanın bizi gerçek anlamda kazançlı kılacağını haber vermiştir. Bir defasında, kestiği koyundan geriye ne kadar et kaldığını sormuş, Hz. Âişe validemizin kendilerine sadece bir kürek kemiği kaldığını söylemesi üzerine "Ey Âişe! Desene bir kürek kemiği hariç hepsi bizim oldu" buyurmuştur.) ve hep beraber olmak için bir fırsat olduğunun bilinmesinde saklıymış.
Şimdi de kurban kesiyoruz. Dahası kurbanımızı bir vakfa yahut bir yardım kuruluşuna ya da derneğine veriyor ve tatil için planlar yapıyoruz. Genelleme yaparak herkesi zan altında bırakmak istemem. Tamam, tamam kızmayınız hemen çoğun/m/uz böyle yapmıyoruz!
Bütün bunları şarkıda geçen; 'biz büyüdük ve kirlendi dünya' ile izaha kalkışmak işin kolayına kaçmak olur ki o da bize ancak günü kurtarmamıza bir katkı sağlarsa sağlar; yoksa gerçek anlamıyla nerede eski bayramlar demeye devam eder dururuz. 
Kurbanda dahası bayramda bir kez daha görüyorum ki bayramı bayram kılan evdeki anne ile babaymış. Bir kez devrilmeye görsün o ulu çınarlar önünüzden ne kurbanın ne bayramın ne de başka bir şeyin tadı,  lezzeti, bereketi ve güzelliği kalıyor. 
Demem o ki henüz bu imkâna sahip olanlar yaklaşmakta olan fırsatı kaçırmasınlar ve o anları çoğaltabildikleri kadar çoğaltsınlar; yoksa benim gibi çocukluğundaki o masalımsı günleri hatırlayıp hatırlayıp gözyaşı dökerler. 
Rabbime şükürler olsun ki epigraftaki şiirde betimlenen gibi hiçbir bayram yaşamadım, kimsenin de yaşamasını istetemem. Bu konuda rahmetli anne ve babacığıma sonsuz teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Ruhları şad, mekânları cennet olsun ve hayır duaları üzerimden hiçbir zaman eksik olmasın. Bizlerin de akıbeti hayrolsun, inşallah… 
Romantik sanatçılar gibi günün kargaşasından bunaldıkça dönüp dönüp mazinin güzel günlerinde ruhumu yıkamanın bir çözüm olmadığını ben de biliyorum. Ancak ne yaparsınız özlüyor insan maziyi. Hele ki hatıralar güzelse ve değerliyse. Bütün bunları söylerken içinde bulunduğumuz zamana haksızlık etmek istemem. Hele hele nankörlük asla! Ancak şimdi her şey tastamam ve dört dörtlükmüş gibi olsa da eskinin o samimiyetini ve hüzünle karışık mutluluğunu bulmak imkânsız. Şimdilerde ya çok mutluyuz ya çok hüzünlü. Aslında hüzünlü de değiliz. Tanımadığımız, adlandıramadığımız bir tatminsizlik, bir hoşnutsuzluk hali kara bulutlar gibi sarmış her yanımızı. Ne yaparsak yapalım olmuyor ne söylersek söyleyelim eksik kalıyor ve ne kadar koşarsak koşalım yetişemiyoruz bizi mutlu kılacağını sandığımız şeylere.
Sonuç mu? Yorgunuz. Üzgünüz. Stresliyiz. Arıyoruz. Umutluyuz. Mutlu muyuz? Belki! Kim bilir? …
*Bayramlar Bayram Ola, Suları Islatamadım, Abdurrahim Karakoç

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık