• 12 Mart 2019, Salı 17:06
ErolKonal

Erol Konal

Küller Küllere

Adın bahar olmalıydı, gülüşün yağmur, tıpkı susuşunun rüzgâr, konuşmanın hayat olması gibi.
Düşlerin gerçeğe döndüğü yerden olmalıydın, rüyaların çiçeklendiği bahçelerden, hayallere sığmayan diyarlardan, akılların kavrayamadığı zamanlardan.
Duaların kabul olduğu, müjdelerin gerçekleştiği, zamanın anlara bölünmediği, saniyenin, dakikanın, saatin hükmünün geçmediği, çağların, devirlerin anlamsızlaştığı mekândan olmalıydın, konuşmak için kelimelere, dokunmak için ellere, yürümek için ayaklara, görmek için gözlere, duymak için kulaklara gereksinim duyulmayan bir diyardan gelmiş olmalıydın.
Irmağa çocuklar nasıl koşuyorsa sevinçle, kuşlar nasıl semada süzülüyorsa ahenkle, güneş toprağı nasıl ısıtıyor, yağmur çimenleri nasıl yıkıyorsa ve dalgalar, bıkmadan, usanmadan sahilleri nasıl kucaklıyorsa, sen de öyle kuşatıveriyordun tüm evrenimizi.
Biliyorum daha çok talim etmeliyim. Biliyorum daha çok kelime öğrenmeliyim. Biliyorum cümlelerim yetersiz anlatabilmek için seni. Biliyorum daha ilginç, daha farklı benzetmeler, metaforlar kullanmalıyım gözlerin için. Biliyorum ayrı bir dil, farklı bir üslup yaratmalıyım kalbin için. Biliyorum bugüne değin hiç söylenmemiş, hiç duyulmamış methiyeler sıralamalıyım ellerin için.
Biliyorum ne söylersem söyleyeyim eksik kalacak ne söylersem söyleyeyim tamam olmayacak. Biliyorum hislerimi karşılayacak kelimelere sahip olamadığım gibi onları beyan edebilecek ifade kudretinden de yoksunum. 
Ama düşündüm de illaki süslü püslü cümleleri mi olmalı insanın kendince önemli olanı anlatmaya? Esrarengiz kelimelere mi başvurmalı kendini yakıp yıkan şeyleri tasvire çabalarken? Yeni yeni imgelerin arkasına mı saklanmalı yoksa duygu ve düşüncelerini bütün çıplaklığıyla ortaya mı sermeli?
Su gibisin demese de su, dese sadece. Zümrütlerle, zebercetlerle, pırlantalarla bezeli, tavus kuşu tüyleriyle süslü, misk ü amberlerle damıtılmış elbiseler içinde, masmavi bir semadan süzülen kanatları altın sarısı, tüyleri gümüş beyazı, gözleri çimen yeşili kuşlar gördüm yerine, mavi bir düş gördüm, düşümde dese ve giyilmekten yıpranmış, yıkanmaktan aşınmış, yürümekten toza toprağa bulanmış abasının içinde şükür, çok şükürle kifayet etse.
Belli ki söz konusu kader olunca biz hep çırak çıkacaktık. Belli ki görünenlere aldanıp çok yanılacaktık. Belli ki gölgelere sevdalanıp karanlıklarda kaybolacaktık. Belli ki ne susuzluğumuz dinecek ne hasretimiz bitecek ne yorgunluğumuz geçecek ne de arayışımız son bulacaktı. 
Belli ki hep yarım kalacaktık belli ki hep noksan. Belli ki ne kadar bilirsek bilelim ummandan bir damla belli ki ne kadar öğrenirsek öğrenelim katreden bir zerre etmeyecekti. 
Yönümüzü mü değiştirmeliydik yoksa sorularımızı mı? Kalplerimizi mi temizlemeliydik yoksa ellerimizi mi? Gözlerimizi mi açmalıydık yoksa gönüllerimizi mi? Kulaklarımıza mı inanmalıydık yoksa kalplerimize mi? 
Biliyorum belki de belkisi fazla bildiğimi sandığım her şeyi bilmediğimi kabullenerek yola çıkmalıyım. 
Ölmeden önce ölmek, aynaya suretinin değil de siretinin yansımasıdır belki de. 
Bunca sesin içinde kendi sesini duymak için bağırmak değil de susmak gerekiyordur belki de. 
Ayağa kalkmak için düşmek, önünü görebilmek içinse uzaklara gitmek gereklidir, belki de.
“ 'Bakışı bakışa ekleyerek bakmayın', buyrulmuşsa da” bakışı bakışa ekleyerek bakmanın diyetine iman etmek de başlangıç olarak az şey olmasa gerek, zannımca.
Belki de yakmak gereklidir her şeyi küllerinden yeniden doğmak için…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık