• 26 Temmuz 2017, Çarşamba 9:00
ErolKonal

Erol Konal

Konuşmanın Dayanılmaz Hafifliği
 “Zannetme ki şöyle böyle bir söz//
Haydi sen de söyle böyle bir söz.”


Eskilere göre başarılı olmanın sırrı az yemek, az konuşmak ve az uyumaktan geçiyor. Kısmetse bugünkü yazımız, konuşmak, dinlemek, susmak üzerine.
“Fez şehrinde Muhammed b. Kasım bana şunları anlatmıştı: 'Susma' konusunda dört kral sanki aynı yaydan çıkan oklar gibi dört söz söylemişlerdi. Kisrâ dedi ki: Benim söylemediğim bir şeyi reddetmem söylediğim bir şeyi reddetmemden daha güçlüdür. Hint kralı dedi ki: Bir sözü söylemeden evvel ben onun sahibi idim fakat söyleyince o benim sahibim olur. Rum imparatoru Kayzer dedi ki: Söylemediğim şeyler için pişmanlık duymadım ama söylediğim şeyler beni pişman elti. Çin kralı demiş ki: Pişmanlık açısından söylenilen sözün akıbeti söylenmemiş sözden daha şiddetlidir. (el-Fütûhât, IV/549)”*
Üsteki alıntı aslında meseleyi dört başı mamur tarif ediyor. Daha fazla sözü uzatıp saç baş yolmanın, kalp kırmanın, kırıp dökmenin, ahkâm kesmenin bir manası yok. Ancak içimizi de mi dökmeyelim?
Az konuşmaktan söz ediyoruz lakin günümüzün en büyük problemlerinden birinin de diyalog ve iletişim eksikliği olduğu gerçeğini ne yapacağız? Az konuşmak, öz konuşmak yerinde ve zamanında konuşmakla, hiç konuşmamak, kendini iletişime kapatmak arasındaki derin yarılmayı varsın sosyologlarla psikologlar bulsunlar!
Biz meselenin künhüne varalım. İki kulak bir ağız, iki dinle bir söyle, taş yerinde ağırdır, söz gümüşse sükût altındır, damlaya damlaya göl olur, su akar yatağını bulur, bir elin nesi var iki elin sesi var, biri beni durdursun, zira takıldım kaldın sözün büyüsüne.
Efendim, latife bir yana sözü tarta tarta söylemek, hemen her yerde kabak çiçeği gibi açılıp saçılmak, sağını solunu, önünü arkasını düşünmeden konuşmak, sonradan hiç istemediğimiz sorunlarla bizleri karşı karşıya bırakabiliyor.
Hele hele günümüzde sosyal medyanın sınır tanımaz tahakkümü ve önlenemez aymazlığının bir tezahürü olan, sözünüzün bağlamından koparılarak uluorta her yerde keyfice kullanılması vakayı adiyeden olduğundan, yaşanması muhtemel yanlış anlaşılmalar, bir kez daha ağzımızdan çıkanlara dikkat kesilmemizi, zorunlu kılıyor.
Maalesef maksat üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek olduğundan yazınızın yahut sözlerinizin cımbızlanarak farklı mecralarda polemik konusu edilmesi işten bile değil!
Konuşmaktan ziyade dinleme geleneğinden beslenen bizlerin konuşmanın şehvetine kapılarak özümüzden uzaklaşmakta olduğumuz her an, bataklığa saplanan ve çırpındıkça daha da batan mağdurdan bir farkımız kalmıyor.
Burada kasdedilen dinlemenin pasif ve edilgen bir dinleme olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı? Zira maksadın üzüm yemek olduğu biraz önce hatırlatılmıştı.
Dinlemek, duymaktan çok işitmekle ilgili. Çevre kontrolü yapmakla, haddini bilmekle alakalı. Alçak gönüllü olmak ve adabı muaşeretle irtibatlı.
Dinlemenin olmadığı bir konuşma çorak topraklarda kaybolmaya mahkûm yağmurdan farksız. Sözün kıymetinin taktir edilmediği her muhabbet kuru gürültüden ve vakit israfından başka nedir ki?
Dinlemek, saygı ve sevginin bir emaresi olduğu gibi, karşındakini önemsediğinin, onu kıymetli bulduğunun bir nişanesi de aynı zamanda.
Dinlemek, âlime, bilgine, arife, en başta da insanın taşıdığı manaya hürmettir. Dinlemek, sadece cahile, kendini beğenmişe, nadana zahmettir.
Nasıl ki bağlamında kullanılmayan her kelime yahut cümle dışarıdan eksik ve yanlış anlaşılmalara açık hale geliyorsa; bağlamından koparılmış, uzaklaştırılmış, bağlamına yabancılaşmış/yabancılaştırılmış insanlık da bugün yaşamakta olduğumuz kaosun hem birinci dereceden sorumlusu hem de mağdurudur.
Ne zaman ki insanlık yeniden şirazesini(bağlamını) bulur, her şey özüne inkılap eder, merkezine oturur, dünya da huzura kavuşur, sükun bulur.
* Şeyh- i Ekber, Mahmud Erol Kılıç, Sufi Kitap, 6. Bsk., sh: 97



MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık