• 01 Mart 2017, Çarşamba 7:59
ErolKonal

Erol Konal

Kaybolmuş/lar
 Gülüşünün yarım kaldığı, sözlerinin tükendiği, aşina olduklarının azaldığı oldu mu senin de? 
Bildiklerini unuttuğun, unuttuklarını hatırlayamadığın, hatırladıklarını birbirine karıştırdığın anlar çoğaldı mı senin de? 
Artıyorsa yorgunlukların, yetmiyorsa gün yapacaklarına, azalmıyorsa listendekiler bir sorun olabilir mi? 
Kalıyorsa cümleler hep yarıda, daha niyetlenmeden yola vazgeçiliyorsa seferden ve yolunu şaşırıyorsan her defasında belli ki sen de eski sen değilsin!
Artmışsa dalıp dalıp gitmeler, uzuyorsa konuşurken kelimelerin arası ve eksiltiliyse cümleler, bir de konuşurken sürekli etrafına bakınıyorsan demek ki sen de huzursuzsun olup bitenlerden!
Soğuyorsa bardaktaki çay, unutulup gitmişse masanın üzerinde kaç günlük gazeteler, açık kalmışsa televizyon ve çalmıyorsa nicedir telefon belli ki kendince sebepleri vardır. 
Görünmüyorsa aynada suretimiz, düşmüyorsa gölgemiz suya, çıkmıyorsa gecelerimiz sabaha, varmıyorsa çabalarımız hedeflerimize, yanlışlarımız doğrularımızdan çok olduğundan mı? 
Geri geri giden ayaklarımız hatırlar mı dersin bir zamanlar koşuştukları uçsuz bucaksız bozkırları, gümrah ırmakları, dörtnala gittikleri ovaları, yağmur çamur demeden aştıkları tepeleri, göz gözü görmez sahraları, hırçın sahilleri? Hatırlar mı dersin nicedir koşmayı unutan ayaklarımız, yürüdüğü yolları, konakladığı vadileri, arşınladığı güzergâhları? Sahi                            parçalayabilir mi prangalarını ve çürümeye terk edildiği köhne mahzenleri yerle bir edebilir mi? 
Kaybolan sadece yıllar değil ki? Kaybolan, eksilen, tükenen insanlık da değil sadece! Kaybolan biziz. Kaybolan aynadaki suretimiz. Eksilen cümlelerden kelimeler. Tükenen sabrımız, sevgimiz, saygımız…
Kalmamışsa kahvelerin hatrı, kalmamışsa şarkıların sihri, kalmamışsa ekmeğin bereketi, suyun lezzeti; bil ki insanlar hüsrandadır, bil ki insanlar kaybolmuştur, bil ki kelimelerin manası unutulmuştur, bil ki iyi insanlar iyi atlara binip gitmişlerdir!
Karamsarlık üstüne değil ki bu yazı! Bulut dediğin bir rüzgâra bakardı nasılsa? Ölmek değil yaşamak esassa. Ömür dediğin bilinmezlerle doluysa. Dünya dediğin koskocaman bir sahne, insanlar da oyuncuysa, daha ne? 
Anonim diye bildiğim; “ Ha babam ha yürümez at//Bir kaşık su vermez evlat// Bir de hayırsız çıktı mı avrat// Ölüyü nideceksin gir ağla çık ağla///// Deh demeden yürüyen at// Dinden imandan çıkarmayan evlat// Bir de hayırlı çıktı mı avrat// Düğünü nideceksin gir oyna çık oyna” mısralarıyla yazıma son verirken şu üç günlük dünyada şen kalın, esen kalın. 
Önemli uyarı: Bu satırların karalayıcısı geleneksel kadercilik anlayışına karşı olduğu gibi  'miskin mütevekkil'lik diye tabir edebileceğimiz anlayışla da uzaktan yakından ilişkilendirilemez. İşbu yazı neyin nesi öyleyse diye soranlara ise aynada kendi suretine yabancılaşan kaybolmuş bir ruhun retoriğini şaşırmış hezeyanlarından fazlası değildir deyin, vesselam. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık