• 09 Ocak 2013, Çarşamba 9:12
ErolKonal

Erol Konal

Karadayı
 “Bir insan sadece yalnızken mi iyidir?
Ne münasebet! İyilik asla yalnızlıktan hoşlanmaz. Kalabalığa ihtiyacı vardır. Günaha. Şehre. Çarşıya.” 1
Yazımızda 'Karadayı' dizisini bir de bu perspektiften okumaya çalışacağız. 
Bilmeyenler için kısaca diziyi anlatmak gerekirse haksız yere mahpusa atılan, idamla yargılanan bir baba ve onu kurtarmak için ayakkabı tamircisi oğlu Mahir'in(Salih) verdiği amansız mücadele. 
Malumunuz olduğu üzere ülkemizde dizi sektörü aldı başını yürüdü. İki yüzü aşkın dizinin ekranlarda döndüğü bir dizi furyası ile karşı karşıyayız. Hal böyle olunca nicelik mi nitelik mi sorusu bir kez daha önem kazanıyor. 'Karadayı' nitelik yönüyle benzerleriyle arayı hayli açıyor. Neden mi?
Öncelikle oyuncu seçimi ve oyunculuk kalitesiyle.
İkincisi muhtevanın tabii bir akış içerisinde akması ve sırıtmaması ile.
Üçüncüsü kullandığı dilin(yetmişli yıllar) oldukça naif  ve akıcı olmasıyla.
Dördüncüsü karakterlerin içinin iyi doldurulmasıyla.
Beşincisi yitirdiğimiz ve hep özlemini duyduğumuz aile mevhumunu, mahalleyi, komşuluğu özlemini hissettiğimiz sıcaklıkta ve doğru bir şekilde sunmasıyla.
Ve yazımızın omurgasını teşkil edecek 'saf aşk'ı, Türk televizyon tarihinde Kurtlar Vadisi'ndeki Elif/Polat(Ali) aşkına nazire yapabilecek potansiyeli, içinde barındırmasıyla.
Feride/ Mahir(Salih) aşkı. Turgut- Feride saplantısı. Ayten-Mahir nişanı. 
Turgut- Feride saplantısı. Adı üstünde bir saplantı ve her saplantı gibi yıkıcı, tahrip edici, tehlikeli, karanlık ve çıkmaz sokak.
Ayten-Mahir nişanı. Her musibette bir hayır vardır diyeti ne kadar çetin olursa olsun. Eksikti, bir kanadı kırıktı, olmamıştı, yakışmıyorlardı en önemlisi de sınanmamıştı. Dünü mecburiyetti. Bugünü şaibeliydi. Geleceği yoktu. Yürümezdi. Yürümedi de. Yürümez de.
Feride/ Mahir(Salih) aşkı. Makamlar, statüler, hayatlar, geçmişler, aileler farklı farklı olsa da ruhlar benzer olabilirdi. Ve ruhlar tanışıksa ne yaparsanız yapın, hangi engeli koyarsanız koyun yorulduğunuzla kalırdınız, kötülüğünüzle, acımasızlığınızla.
Özlemiştik saf aşkı. Özlemiştik tabii olanı. Unutmuştuk yıkmadan bir aileyi ya da ayırmadan karıyla kocayı iki insanın da birbirini sevebileceğini. Nicedir hasrettik dizilerde masumiyetin ödüllendirilmesine, eli ayağı düzgün sevdalara. Susamıştık sevginin filizlenip boy atmasına.
Bundan sonra asıl sınavı senaristler verecek. Reyting uğruna Lale Devri'ndeki gibi karakterleri bir evlendirip bir boşayacaklar mı? Ya da Kuzey-Güney'de Cemre'yi dizideki bütün erkek karakterle sırasıyla sevgili mi yapacaklar? Yahut  Leyla ile Mecnun'da Mecnun'a her bahar başka bir Leyla mı bulacaklar? Veyahut Feride ile Mahir'i Muhteşem Yüzyıl'a kurban mı edecekler; yoksa bataklığı mı kurutacaklar?
 Şimdi girişteki soruyu tekrar sormanın sırasıdır. Bir insan sadece oyuncuyken mi, senaristken mi, seyirciyken mi iyidir?
“1+1=1 Bir damla bir damla daha iki damla etmez, daha büyük bir damla eder.” Tarkovski, Nostalgia(1983)2
Bekleyip göreceğiz. Umuda…
1 Sinema ve Felsefe, Dücane Cündioğlu, Kapı Yayınları, sh: 47
2 a.g.e, sh: 1

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık