• 08 Mart 2016, Salı 8:59
ErolKonal

Erol Konal

Kadın Olmak…
 “Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların”*


Bir çiçeği kokluyor gibi. Bir meleği anlatıyor gibi. Bir yağmur tanesine dokunuyor gibi. En sevdiğin şarkıyı mırıldanıyor gibi. Hiç büyümeyen çocukluğun gibi. Asla silinmeyecek izler gibi.
Bir varmış, bir yokmuş gibi. Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarmış gibi. Gözlerde mutluluk, yüzlerde tebessüm, yüreklerde sevgi hiç eksilmemiş gibi. Hayat bizi yormamış, biz hayata küsmemiş, mesafeler uzamamış, sevenler ayrılmamış gibi. 
Dünya cennetten bir parça, insanlar meleklerden aşağı değilken. Erkekle kadın hala bir elmanın yarısıyken. Saçlara yıldızlardan taç yapılıp, yollara gül dökülürken.  Severken, sevilirken…
Söz konusu insanken hele hele de kadınken kalemin kâğıtta bıraktığı her bir çizik öylesine zarif, her bir nokta öylesine naif, her bir kelime öylesine emsalsiz ve her bir cümle öylesine paha biçilmez ki…
Evet, söz konusu cins- i latif olunca şairin tabiriyle kalem elden düşüyor. Her sözcük bir kora, her cümle bir alev topuna, her satır bir yangın yerine dönüşüyor. 
İstiyorum ki bu yazı kadın haklarından bahseden alelade bir yazı olmasın. İstiyorum ki kalemimi rüzgârın insafına bırakayım ve o hangi limana esmek isterse varsın oraya doğru götürsün beni. 
Kadın. Nedir ki kadın?  
Annedir. Abladır, kız kardeştir. Haladır, ana yarısı teyzedir. İlk bakıştır. İlk yanıştır. İlk utangaçlık, ilk nedensiz ağlayıştır. İlk kalp ağrısı, ilk uykudan kesiliştir. Yavukludur. Sözlüdür. Nişanlıdır. Hayat arkadaşıdır. Dert ortağıdır. Yaşam pınarıdır. Ab-ı hayattır. 
Annedir, kadın en başta. Anne, yani başlangıç. Yani hayat. Yani merhamet. Yani şefkat. Kol kanattır hep. Gözyaşıdır. Çiledir. Kutsal olandır. Vazgeçilmezdir. Nedendir. Sonuçtur. Özlenendir. Çokça da özleyen. Ana kucağıdır, ana kucağı... 
Abladır annenin yokluğunda sarar sarmalar. Abladır, korur gözetir. Abladır o, sense hep küçük kalansındır. Yeğenlerinin en büyüğüsündür. Hem kardeş hem çocuksundur. Nihayette, candır, can; kandır, kan. 
Haladır, baba yadigârıdır. Teyzedir, ana hatırasıdır. Biri babadır sana biri ana. Biri göktür, biri yer. Biri bulutsa diğeri yağmurdur. Biri geceyse öbürü gündüzdür. Biri yokluksa öbürü varlıktır. 
Kız kardeştir, üzerine titrenendir. Küçüğündür, başının tacıdır. Miniğindir, evinin neşesidir. Mutluluktur, mutluluk… Sorumluluktur, en güzelinden, en tatlısından, en kıymetlisinden… İftihar duyulandır, gizliden gizliye takip edilen, kollanandır hep. Ayağına taş değse uğruna dünya yakılandır. 
Yavukludur, yolu gözlenendir. Sözlüdür, uykulara sığmayandır. Nişanlıdır, paha biçilemeyendir. Eştir, bir ömür aynı yastığa baş konulandır. Bebektir, göz aydınlığıdır. Çocuktur, emanettir. Genç kızdır, ömür törpüsüdür. Bundan sonrası mutluluk gözyaşıdır, sözün fazlasına hacet yoktur. 
Ne tarihsel süreçte dünden bugüne ne de bugünden düne bir kadın profili çizerek bilineni tekrar etmesin, bu yazı. Ancak şunun da altını çizmeden bitmesin isterim, bu yazı: Her türlü şiddetin ve zevksizliğin prim yaptığı, erkek hegemonyasının hemen hemen her sahayı işgal ettiği günümüz dünyasının panzehri sadece ve sadece kadınsı zarafetin küçük dokunuşlarının hayatın her alanında görülmesiyle çözülebileceği hakikatinin nazarlardan kaçmamasıdır, kanaatimce. Lazım olan sihirli değneği uzaklarda aramaya gerek yok, yanı başımıza bakmak yeterli, zannımca…
* Monna Rosa, Sezai Karakoç, Şiirler I, Diriliş yayınları

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık