• 27 Haziran 2018, Çarşamba 9:42
ErolKonal

Erol Konal

İŞTE BÖYLE BİR ŞEY
Her hikâyenin en az bir yaşayanı vardır ve birden fazla anlatıcısı. Ve nedense yaşayanların yaşadıklarına değil de anlatanların anlattıklarına itibar edilir hep!
Beyaz sadece en çabuk kirlenen renk değildir; öyle şöhret bulmuş olsa da.
Aslında bildiğimizi zannettiğimiz çoğu şeyi bilmediğimizi, bilmediğimiz de değildir ilginç olan.
Kelimeleri alt alta yahut yan yana dizmek bir marifet olmasa gerek!              
Ve mutluluk, öyle sanıldığının aksine çok uzaklarda değildir ve değildir mutluluk öyle pahalı bir şey.
Kelime türü olarak cins bir isim olsa da 'insan', aslında her insan özeldir, kıymetlidir, değerlidir, paha biçilmezdir. Ancak birçoğumuz, bunu bilmeden göçüp gider bu dünyadan.
Takvimlerin yapraklarının bir bir eksildiğini görürüz de aynı yaprakların, bizi bizden eksilttiğini fark etmeyiz nedense. Akreple yelkovanın amansız yarışından kendine hisse düşürenlerimiz pek nadirdir!
Radyoda çalan şarkıya tempo tutmak kolaydır da hayatta bir ritim tutturmak öyle her babayiğidin harcı değildir! 
Hani 'Braveheart' filmine hayat veren William Wollace karakteri der ya; “Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz.” İşte tam da böyle bir şey! 
“Seni düşündüm dün akşam yine
Sonsuz bir huzur doldu kalbime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip bir duygu çöktü omzuma
Hani yıldızlar yanıp sönerken
Hani bir yıldız kayar ve insan
Hani bir telaş duyar ya birden
İşte öyle bir şey
Hani bir yağmur yağar da bazen
Hani gök gürler ya arkasından
Hani şimşekler çakar peşinden
İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey”*
Çünkü yağmur hepimizin üstüne yağar ama ıslatmaz ya herkesi. Ki onlar da yağmuru en çok sevdiğini söyleyenler çıkar ya hep!
Hani Seneca demiş ya, o değil(Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.), “Hayatta hiçbir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, sürüklenirler.” diye. 
Koklanmıyorsa, durup birkaç kelam edilmiyorsa gelip geçenlerce yol boylarındaki çiçekler; suç çiçeklerde mi yoksa onları, oralara koyanlarda mı? 
İstiyorum ki bir sonuca varmasın bu yazı. Bir amacı, bir ana fikri olmasın. Okurlar bir ders çıkarmasınlar ve bir maksatla kaleme almasın yazıcı bu satırları!
Nereye gitmek istiyorsa oraya gitsin bu yazı. Belli bir limanı olmasın uğrayacağı. Gündüzleri rüzgârlardan, geceleri yıldızlardan medet ummasın. Ne güneş çok bunaltsın ne ay yakamozunu eksik etsin üzerinden. Yunuslar yoldaşı olsun gündüzleri ve geceleri denizkızları. Korsanlar vurmasın yolunu ve ıssız adalara saplanıp kalmasın. 
Varsın olmasın rıhtımdan el sallayanları ve varsın olmasın her limanda bir sevgilisi. İskelede bekleyen birkaç hisli yürek, sahilde dolaşan birkaç gönlü kırık da varsın olmasın. Çığlık çığlığa martılar, ihsanını eksik etmeyen bulutlar olsun, yeter! 
Hayat dediğin şey, bir varmış bir yokmuşsundan ibaret değil mi? Anların toplamı değil mi hayat dediğin? Uzayıp giden ve nerede, ne zaman hangi yöne kıvrılacağı belli olmayan bir yol değil mi neticede hayat?
Sonuçta insanoğlu da bir kuş değil mi oradan buraya, buradan oraya uçup duran? Evini sırtında, umudunu yüreğinde taşıyan bir kaplumbağa değil mi insan kendini tavşan bilen türdeşiyle yarışmak zorunda bırakılan? 
Şimdi yüreği elimde ürkek bir serçe gibi rüzgâra emanet, bu limanda, ben…
* Söz, Çiğdem Talu, yorum, Erol Evgin

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık