• 17 Mart 2013, Pazar 9:34
ErolKonal

Erol Konal

İspanya Notları - 3
 Üçüncü Gün: Madrid- Toledo
Yeni bir gün yeni bir macera demek. "Yürüdükçe yorulmuyor insan." diyen yazar kimse yüreğine sağlık. Dünün yorgunluğu güzel bir uyku, alınan duş ve sıkı bir kahvaltıyla kayıplara karışırken taze günün insanı kendine çağıran davetkar sesi bakalım bugün bize neler bahşedecek?
Madrid'e geçici bir süreliğine veda ediyoruz. İspanya'ya gelip de Endülüs'e gitmemek olur mu? İşbu heyecan ile bir yandan araba kiralama, bir yandan toplantının son rötuşları derken günün öğleye kadar olan bölümünü tüketiyoruz. Çok şükür işler kazasız belasız hallediliyor. Artık tek rotamız var, sınırsız gezmek. Endülüs'le Madrid arasındaki Toledo yeni güzergahımız. Navigasyona Toledo şehir merkezi yazıp vira bismillah deyip kontağı çeviriyoruz. 
Sen nasıl bir şehirsin Toledo? Yeryüzünde eşin benzerin var mı? Kim kondurdu seni bu tepelerin üstüne? Kim dokudu ilmek ilmek seni, kim işledi seni böyle benek benek?
Uzaktan bir tepe ve avlusuna serpiştirilmiş bir kasaba. Uzaktan güzelliklerini göstermeyen utangaç bir dilber. Uzaktan sırlarını söylemeyen lal u ebkem bir fettan. 
Ana yoldan çıkıp şehre girdiğinizde alelade bir yol üstü kasabasına gelmişsiniz izleniminden fazlası değilken Toledo, bulutların dağılmasıyla ortaya çıkıveren bir ay parçası sanki. Sıradanlığı bir nebze olsun dağıtan iç içe kapılardan oluşan kale kapıları asıl sürprizlerin birazdan başlayacağının ilk habercisi. 
Kale kapılarından geçip yukarı doğru kıvrılmaya başlayan ortaçağdan kalma taşlarla döşeli yol farklı bir zamana ve mekana geçtiğimizi kulaklarımıza fısıldarken birbirini kesen dik sokakların oluşturduğu görselliğe hayran kalmamak elde mi? 
Birbirine yaslanan evlerin arasından geçen yollarda yürümek, beyaz badanalı evlerin bir mantar tarlasından fırlamış gibi dört bir yana dağılışına şahit olmak ve labirenti aratmayan sokaklarıyla  Toledo her faninin ömründe bir kez olsun görmesi gereken insanoğlunun yeryüzüne kondurduğu nadir şehirlerden biri olarak notlarımızdaki yerini alıyor. 
Her adımda ayrı bir güzelliğin saklı olduğu Toledo'nun bizlere hazırladığı sürprizler bitmemiş olacak ki şehrin etrafındaki turumuzun sonlarına doğru aniden karşımıza çıkardığı nehir ve nehri süsleyen eşsiz köprüsüyle bir kez daha gönüllerimizi çelmeyi başarıyor. Bu öyle bir büyü ki nice zaman kendimize gelip de şehre girdiğimiz yeri bulamıyoruz. Varsın insan kaybolacaksa böylesi bir güzellikte kaybolsun. 
Güneş bir kez daha saygıyla aramızdan çekilirken biz de Toledo'dan kalbi kırık sevdalılar gibi melül mahzun ayrılırken buraya yarım kalan bir günü tamamlamak için uğramış olmanın ezikliğiyle elveda ediyoruz.   
Yol bilgisayarına Kurtuba(Cordoba) şehir merkezi yazmak bu kadar mı hüzünlü olacaktı? Dünya da böyle değil miydi? Ne kadar kovalarsan kovala sana yar olmuyordu, işte. Ve şairin de dediği gibi; " Seversin dünyayı doludizgin//ama o bunun farkında değildir //ayrılmak istemezsin dünyadan //ama o senden ayrılacak //yani sen elmayı seviyorsun diye //elmanın da seni sevmesi şart mı? //Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık //yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? "Nazım Hikmet
Rota belli. Yolcunun kaderi navigasyonda kayıtlı. Gece yolcu gibi daha birçok şeyin üzerine örtmüş siyah kaftanını. Ve yabancı filmlerden aşinası olduğumuz bir yol üstü lokantasındayızdır artık. Dünya sen ne kadar büyük ve bir o denli de küçüksün? Kültür diye bir olguyu belki de en iyi duyumsayabileceğiniz bir mekan ararsanız yabancı bir ülkede bir yol üstü lokantasına mutlaka uğramalısınız. Böylesi zamanlarda mı vatan Yahya Kemal'in gözünde tütüyordu?
Bilmediğiniz şehirlerde gecenin sizi yutan ve çepeçevre kuşatan karanlığında kimin yerli kimin gezgin olduğunun pek de bir önemi kalmıyor. Yeter ki insanoğlu kendine karanlığı yoldaş eylemesin. Bütün suretlerin bir anda tekleştiği aynı göğün altında yersiz kavgaların ne denli boş ve anlamsız olduğunu anlamak için ta İspanya'da bir yol üstü lokantasına gitmek gerekmiyor elbette. 
Hazır sizi bulmuşken İspanya'ya dair bir anekdotu daha sizinle paylaşmama müsaa-de buyurun: Siesta. Siesta İspanyollara belli ki Endülüs Emevilerinden kalmış çok hoş bir uygulama. Özellikle de uzun yaz günleri için bulunmaz bir nimet. Efendim, siesta öğle uykusu hani şu bizim kaylule diye bildiğimiz Peygamberimizin bir sünneti. İspanyollar öğle aralarını üç saat gibi oldukça uzun tutarak dinlenmeyi ve kalan mesailerine bu zindelikle devam etmeyi bir hayat tarzı yapmışlar kendilerine. Sabah sekiz gibi başlayan mesai uzun bir siestayla ödüllendirilip akşam dokuz gibi tamamlanıyor.  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık