• 15 Mart 2013, Cuma 8:15
ErolKonal

Erol Konal

İspanya Notları - 2
 İkinci Gün:Madrid
İspanya'da güneş yerel saatle saat 8:15 gibi doğuyor. Zannediyorsunuz ki herkes uykuda. Millet çoktan yollara düşmüş. Zaten kısa olan kış günlerini bir de uyuyarak heba etmeyen İspanyolları takdir etmemek elde mi? Akdeniz ikliminin insana çalışmaktan çok eğlenmeyi telkin eden yapısından kaynaklanan çalışmayı çok sevmeseler de çalışmak mecburiyetinde olmanın getirmiş olduğu Avrupa kuralcılığının mekanikleşmiş iş anlayışı sabahın köründe daha Denizli horozu bile ötmemişken yollara döküyor Macellan'ın torunlarını. 
İlk şoku atlatan bizler de ışık madem doğudan gelir öyleyse ne duruyoruz yatmaya mı geldik buraya diyip düşüyoruz işimizin gücümüzün peşine. Merak edenler için bayram değil seyran değil bu adamlar ne yapmaya İspanya'da diye aklından geçirenlere Giresun Eğitimciler Derneği'nin bir projesi için güzelim vatanımızdan ayrıldığımızı hatırlamakla iktifa edelim ve ayrıntılar için derneğin sitesini tavsiye edelim.
Projenin yürütücüsü arkadaşlarımız çalışmak için diğer ortaklarla toplantıya geçerken bize düşense Madrid'in tadını çıkarmak güzel bir perşembe gününde. Ne yapalım her şey kader kısmet. 
Otelden aldığımız şehir haritası elimizde, günlük nevalemiz meşhur Giresun pastası ve yerli malı yurdum malı poğaçalarımız sırtımızda ver elini Madrid. Niyetimiz her ne kadar metroyla 15-20 dakika süren şehir merkeziyse de üstün yeteneklerimize ilave ettiğimiz mükemmel İspanyolcamızla metro için gereken jetonları temin edemeyince iş tabanvaya düşüyor. Sırtımızı verip 'Santiago Bernabue' stadına başladık akmaya ana arterde Madrid'in güneyine. 
İlk izlenim sanki Ankarada'yız. Geniş caddeler ve dümdüz akıp giden bir şehir. Üç buçuk milyon nüfuslu Madrid'de herkes işinde gücünde olacak ki sokaklar oldukça tenha. Daha doğrusu ekonomik kriz kendini sokakta pazarda iyice hissettiriyor desek sezadır.  
Museo Nacional de Ciencias Naturales ile karşılaşıyoruz önce. Hayvanlar aleminin bire bir maketlerinin sergilendiği bir müzeyle karşı karşıyayız. Ziyaretçilerinin çoğunu çocukların oluşturduğu müzede değişik hayvanların hikayesini bulabilmek mümkün elbette maketleriyle birlikte.
Akıp giden arteri yer yer keserek dört bir yana dağıtan kavşaklar ziyadesiyle geniş tutulmuş ve muhakkak  heykellerle takviye edilerek ülkenin geçmişine bir yolculuk  da ihmal edilmemiş. Böylelikle  geçmiş her dem taze tutularak dünle bugün arasındaki bağın kopmasına fırsat verilmemiş. 
Hiçbir heykelin alelade olmaması batıyla bizim heykele ve resme verdiğimiz kıymet noktasında  kendini açık bir şekilde gösteriyor. İnsanların dünyayı algılama biçimlerinin dışa yansıması olarak da görebileceğimiz sanatın  farklı kültürlerdeki tezahürlerini görmenin insanoğluna yaşattığı hisleri tarife imkan yok. 
Retiro Park Madrid'i Madrid yapan tarihi ve doğal güzellikleri ile mutlaka görülmesi gereken mekanların başında geliyor. Devasa boyutlardaki parkın içinde değişik İspanyol krallarından kalan tarihi abidelerin suni gölün de katkısıyla oluşturduğu atmosferin insan ruhuna bağışladığı hazzı tatmak, kilometrelerce uzayıp giden ağaçların altında günün yorgunluğunu atmak, etrafa saçılmış rengarenk çiçeklerden yayılan kokularla sarhoş olmak, geçtiğimiz yüzyılın başlarında tamamlanan Kristal Sarayla modernle geçmiş arasında kıyas yapabilmek, basma korkusu olmadan çimlerin üzerinde yuvarlanmak ve daha birçok etkinlik için Retiro Park  Madrid'lilere yeryüzünde sahte bir cenneti fazlasıyla vaat ediyor. 
Yer-yön konusunda oldum olası bir istikrar gösteremediğimden hangi girişinde olduğunu şimdi söyleyemeyeceğim parkın, girdiğimiz kapısıyla caddeyi birbirine bağlayan kısmındaki 'zafer takı'nın, Fransa'nın meşhur Şanzelize caddesindeki heybetli  zafer takıyla akraba olduklarını hatırlatmakla yetinelim. Görselliğiyle insanları kendine çeken takın her İspanya'ya yolu düşenlerin fotoğraflarında arka fon olarak hemen yerini aldığını söylemeye gerek yok sanırım. 
İspanya'ya Retiro Park'ta mangal yapmaya gelmediğimiz için şimdiki hedefimiz boğa güreşlerinin yapıldığı Plaza de Toros. Boğa güreşlerinin her ne kadar mart ayında başladığını bilsek de arenayı görmekten kendimizi alamıyoruz. Zira bu uğurda şehir merkezinden iyice uzaklaşmayı bile çoktan göze almış bulunmaktayız. İçine giremesek de önünde kurbanlık boğaların kırmızıya meftuniyetleri gibi fotoğrafın dayanılmaz cazibesinden kurtulamayan fani benliğimizi ölümsüzleştirip yeniden yola revan olurken güzergahımızı birazcık değiştirip meşhur opera binasını da aradan çıkarma derdindeyiz. Fantastik mimarisiyle dikkat çeken binanın önünde hem kuğu gibi salınıp hem de objektiflere gülümsemekten geri durmuyoruz.
Yolcu yolunda gerek diyerek bir kez daha kendimizi tabiatın kucağına-Retiro Parka-atıyoruz. Zira Allah; kulum gez, toz özgür irade tamam; ama arada sırada da sahibini unutma diye güneşi doğudan batıya doğru akıtırken ruhumuzun kulağına da bir şeyler fısıldamayı iyi ki ihmal etmiyor. Güzelim çimenlerden ala seccade mi olur diyip bunca nimete bir teşekkür etmezsek insanlığımıza yakışmaz sorumluluğuyla vazifemizi eda ettikten sonra yeni maceralara kanatlanıyoruz pür-telaş.
Günün akşama meylettiği şu saatlerdeki durağımız tam bir sanat galerisi olan Museo Del Prado. Prado müzesini bizim gibi birkaç saatte hatim etme gafletine düşenler sadece ama sadece yorulduklarıyla kalırlar vesselam. Az buçuk bir sanat görgüsünden nasibi olanlar için bile(ki bu bendeniz olmaktadır) Prado müzesini bir haftada gezdim diyen ya-lan söyler diyeyim gerisini siz hesap edin artık. Lütfen dikkat buyurunuz gezer diyorum...
Müzeyi resim ve resmin gölgesindekiler diye kısaca özetlemek  en doğrusu olur, sanırım. Sayısız tablonun birbiri ardınca arz- ı endam ettiği müzede gözleriniz bayram ediyor desek abartmış olamayız. Değişik ebatlardaki tabloların süslediği her bir odanın ruhunuzda  uyandırdığı duyguları anlatmak için kelli felli sanatsever olmak iktiza ediyor 
Yukarıda da dediğimiz gibi farklı ressamların muhtelif tablolarından oluşan müzenin deyim yerindeyse ağır topu Goya. Müzenin üçte birini sanatçının resimleri oluşturuyor desek yeridir. Goya'nın hiç mi işi gücü yokmuş da bunca resmi yapmış dedirtecek kadar çok tablonun duvarlarını süslediği müzede bir de bizimle ilgili bir tablo var. Zamanın Osmanlı büyükelçisinin ve maiyetindekilerin bir teşrifat anındaki yağlı boya tuvalini müzenin duvarlarında görmek sevindirici. Sonradan öğrendiğime göre bir tablo daha varmış Türklerle ilgili ama onu görmek bize nasip değilmiş!
Goya'nın dışında Picasso ve Salvador Dali gibi iki büyük ressamı daha dünyaya armağan eden İspanyol sanatının adı geçen ressamlarının kendi adlarına müzeleri olduğu için Prado'da onların resimlerini göremeden ayrılmak durumunda kaldık.  Unutmadan müzenin içindeki hediyelik eşya stantlarına bir göz atmakta fayda var.
Müzeye girerken batı ufuklarına emanet ettiğimiz güneşin yerinde çoktan yeller eserken son bir gayretle tren garını görmek için Madrid caddelerini arşınlamaya devam ediyoruz. Hem siz dinlenin hem biz dinlenelim çünkü sabahtan beridir yürüyoruz ve neredeyse bütün organlarımız iflas etmek üzere. Oturamıyoruz; zira hareket etmeyince vücudumuzdan öyle bir isyan dalgası yayılıyor ki  karşı koyabilmenin mümkünatı yok.  Şunca yaşına gelmiş ve yürümeyi seven biri olarak caka satan bendenizin kemiklerinden yanık kokusu geliyor resmen. Yorgunluğumuzun iyice anlaşılması için dün taksi için birkaç avronun hesabını yapan biz, şimdi bizi otele götürecek taksiye servet dökmeye hazırız. 
Hazır soluklanırken canım Giresun pastasından Madrid'in güvercinlerine çektiğimiz ziyafeti de söylemeden geçmeyelim. Malum güvercin diyip geçmeyin onların da hakkı birtakım güzelliklerden tatmak...
Günü nihayetlendirirken Alice Harikalar Diyarında filminde Johnny Depp'in canlandırdığı Mad Hatter ( Çılgın Şapkacı) karakterini Prado Müzesinin çıkışında aniden karşımızda bulunca duyduğum ürpertiyi tarif edebilmem mümkün değil. Harika bir makyajla filmdekinden daha sahici bir hüviyete bürünen İspanyol sanatçının gerçekliği beni öylesine etkileyiciydi ki  tüylerim adeta diken diken oldu. Fotoğraf  çektirmeyi akıl edememiş olmamdan da şaşkınlığımın ve ürpertinin boyutlarını artık siz tahayyül ediniz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık