• 14 Mart 2013, Perşembe 8:22
ErolKonal

Erol Konal

İspanya Notları - 1
 Çok gezen mi bilir; yoksa çok okuyan mı? münakaşasının bolca yapıldığı bir neslin fertleri olan bizlere dayatılan ' ya o, ya da bu" düz mantığından kurtulup günümüzün saçaklı kuantum mantığına uyum sağlayabilmemiz hayli zaman alsa da aklın yolu bir diyip 'hem o, hem bu" olabilirliğinin zenginliğiyle hadiseleri yorumlayabilmenin tadını çıkarmak daha realist bir yaklaşım olsa gerek. 
Dünyadaki her meseleyi siyah ya da beyaz penceresinden görüp kutuplaşmak yerine bin bir renkten hareketle daha hoşgörülü ve daha esnek olabilmenin hiç de sakıncalı olmadığını kabullenmek bu kadar mı zor?
Bir gezi yazısı bekleyenlerin birden bire kendilerini bilimsel bir makale okurken bulmalarını elbette biz de istemezdik lakin kaleme her zaman söz geçmiyor.
Şubat ayının yağmurlu bir çarşamba sabahında Giresun'dan İspanya'ya uzanan bir yolculuğun hikayesidir, bu.
Aslında bu yazı olmayacaktı. Ancak son birkaç gündür gerek seyrettiğim bir filmde(Gizli Hedef), okuduğum bir kitap(Yeryüzünde Birkaç Adım, Samiha Ayverdi) ve bir dergide(Yağmur, sayı 64, Cihan Okuyucu, İspanya'da Bir Cevelan) İspanya'nın sürekli olarak karşıma çıkması artık yazayım da kurtulayım düşüncesini tetikledi ve bu türünün ne olduğu kendinde saklı yazı müsveddeleri ortaya çıkıverdi.
Trabzon'dan İstanbul aktarmalı THY uçağı ile ver elini Madrid. Sabahın seherinde başlayan hareket uzun bir uçak yolculuğunun ardından akşamın alacasına daha vakit varken Madrid semalarından nazlı bir kuş gibi süzülmemizle nihayet buldu. 
Yazımızda belli bir sistematiğe bağlı kalmayı planlasak da yüksek müsaadenizle en son yaşadığımız tatsız bir hadiseyi en başta ifade etmek niyetindeyiz. Gezimizin son gününde şu an içinde bulunduğumuz havaalanındaki apron çalışanlarının grevi nedeniyle Madrid-İstanbul uçağının rötar yapmış olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. THY'nin 12:20'de kalkması gereken uçağı malum grevden dolayı 14:50 gibi ancak gerçekleşebiliyor. O da ancak THY bankolarındaki üç- dört çalışanın göstermiş oldukları fedakarlıkla mümkün olabiliyor. Hem biletleri düzenleyip, hem onca bavulu uçağa yerleştirip hem de uçağı kalkışa hazırlayarak yolcuları uçağa alan bu çalışanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Zaten THY uçağının BM'yi aratmayan yolcu çeşitliliği de ne kadar doğru yolda olduklarının en büyük göstergesi. Böylesine bir fedakarlık bizden kocaman bir alkışı hak ediyor. Yemek bahsine hiç girmiyorum; çünkü uçakta tadacağımız yemeklerin, hayallerimizi nasıl süslediğini bir ben bilirim bir de...
Uçuş esnasında havanın müsaade ettiğince Avrupa'nın muhtelif bölümlerini kuşbakışı seyretmenin keyfini çıkarıyoruz. Bir yanda başı karlı Alpler, bir yanda kıvrıla kıvrıla akan şanlı Tuna ve bulutların altına saklanmış uzayıp giden yemyeşil vadiler. Atalarımızın her bahar atlar üstünde sefer eyledikleri coğrafyayı semadan rasat ederken hüzünlenmemek elde mi? Ve Tarık Bin Ziyad'ın denizden vatan eylediği İspanya'ya bir yabancı gibi gökyüzünden süzülmek...
Dediğim gibi Madrid'e indiğimizde havanın kararmasına handiyse üç-dört saat daha var. İspanya'nın Türkiye'ye göre oldukça batıda oluşu ve yerel saatin bizden bir saat geri olması da günün akşama geç kavuşmasında başka bir etken.
Havaalanından kalacağımız otele yerleşmek için hemen önümüze gelen ilk taksiye atlamıyoruz. Malum önce pazarlık. Hararetli konuşmaların ardından dört kişi yumuluyoruz bir taksiye. İlk göze çarpanlar taksilerin çoğunluğunun İspanyol ve Fransız marka otomobillerinden oluştuğu ve neredeyse hiç kimsenin İspanyolca dışında bir dil bilmemesi(!)nden ziyade konuşmamayı tercih etmesi oluyor. 
İspanya'da kaldığımız beş günlük süre zarfında neredeyse 400 milyondan fazla insanın resmi dili olan İspanyolcanın, İspanyollarca; başta İngilizce ve diğer dillere karşı sahiplenilmesi bizim gibi dilinden neredeyse utanacak bir hale getirilenlerin üzerinde ziyadesiyle düşünmesi gereken bir husus.  Elli milyonluk İspanya'nın dilinin 400 milyon insanın resmi dili olmasının tarihsel arka planını onaylamak mümkün olmasa da İspanya'da neredeyse hiç İngilizce tabelaya rastlamamak da övgüyü hak ediyor, sanırım. Ülkemizde de turistik mekanlarda Türkçe levhalar görebilirsek ne kadar şükretsek azdır, vesselam.
Evet, otelin yolunu tutmuş Madrid caddelerinde Seat marka taksimizle ilerlerken meraklı gözlerle etrafı hafızamıza kaydetmekle meşgulüz. Yaklaşık 20-25 dakikalık bir süre zarfında konaklayacağımız otele geldik derken meğerse gelmemişiz; çünkü aynı otelden Madrid'de iki tane varmış ve bilin bakalım biz yanlış oteli aramakta değil miymişiz. Allah'ın sevdiği kuluna önce çölde devesini kaybettirip sonra da buldurması gibi diğer otelin çok yakında olduğunu öğrenmemiz yüreğimize bir nebze olsun su serpiyor. 
Anlatmasam çatlarım. Havaalanında taksicilerle yarı Türkçe, tam İngilizce ve hiç İspanyolca ile 50 avroya pazarlıkla tav olup anlaşamamanın üzüntüsünü, otelin önünde taksimetrenin 32 avro göstermesiyle yerini, sevince bırakmasını anlatmadan geçmek hiç olur mu?
Apar- topar odalarımıza yerleşip hemen kendimizi Madrid sokaklarına atıyoruz. Zira günlerden hala çarşamba ve biz az önce taksiyle öyle bir yerin önünden geçtik ki gidip hemen o ambiyansı yaşamak niyetindeyiz. Futbol otoritelerince dünyanın sayılı "futbol mabetlerinden" addedilen 'Santiago Bernabue' stadı. Futbol mabedi ifadesini bilerek kullandım ki 'futbol asla futbol değildir' klişesinin, bir klişe olmaktan çıkıp bir endüstriye ve dine(!)dönüştüğüne şerh düşmek adına.
Şampiyonlar Liginde Real Madrid - Manchester United  maçı için saatler azalırken Madrid sokaklarında müthiş bir hareketlilik. Realli taraftarla az sayıdaki Unitedlilerin karşılıklı tezahüratları. Stadın önü ana baba günü. Bizlerin alışık olmadığı atlı polisler. Dilini bilmediğiniz bir insan seli. Hatıra fotoğrafları. Bilet bulmak için kapalı gişelerin birinden diğerine koşuşturmaca. Madrid'desin ve bütün dünyanın sonucunu merakla beklediği bir maçla senin arana giren Santiago Bernabue'nun kale gibi duvarları. 
Neticede her şey kader kısmet. Biz de gider otelimize yarının programını gözden geçiririz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık