• 04 Ağustos 2016, Perşembe 9:08
ErolKonal

Erol Konal

İlk Aşkım..
 İlk ne zaman gördüm seni, ne düşündüm, neler hissetim tam olarak bilemiyorum. Henüz adımı ve adını söyleyebiliyor ama yazamıyorken kesişmişti yollarımız, sanırım. Sen ne kadar ürkeksen; ben o kadar cesur ve pervasızdım korkusuzluğu bilmezliğimle.
İşte böyle başlamıştı tanışıklığımız.
Hanım olduğun için mi külkedisi demiştik sana, yoksa her daim ocağın yanı başına kıvrılıp küllere bulanmandan mı? Kül rengi olan tüylerinin annemin yumuşak ellerini andırması mıydı beni sana bağlayan; yoksa usul usul sokulmanda kendimi mi buluyordum? Kim bilir… Belki hepsi belki de hiçbiri…
Sen de bir ferdiydin ailemizin. O kadar bizdendin ki kendine ait küçücük bir kapıdan giriş-çıkış yapabilme lüksüne bile sahiptin. İçten içe sana imrenmiyor da değildim. Sadece sana ait olan ve senden başkası tarafından kullanılamayan bir kapıdan özgürce giriş çıkış yapabilmek…
Sen bakma bunları söylediğime şimdi. Ne zamanki tatlı bir mırıltı ile içeri süzülüverirdin dünyalar benim olurdu. Ocak başında çıtırdayan ateş ile senin masum miyavlamaların birbirine karışır giderdi. Mutluluğun en güzel manalarından biriydin benin için.
Hep şükretmişimdir iyi ki bir köyümüz var ve iyi ki çocukluğum köyde geçti, diye. Ve üzülmüşümdür de köyü olmayan, kedi köpek kovalamayan, ağaçlara tırmanmayan, derelerde ıslanmayan, çimenlerde yuvarlanmayan çocuklara.
Gerçekten de şairin dediği gibiydik: “Kışın bir sobamız olurdu//sobanın yanında kedimiz//kedinin önünde yün yumağı//bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.//Yerli malı kullanan//yurdun üç tarafı denizlerle çevrili//kuru üzüm incir fındık//tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren//kuru üzüm ve inciri satan//karşılığında//çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan//bir toprağın fertleri...//Biraz yoksul biraz mütevekkil//biraz mahcup biraz kırılgan//biraz naif ama hep umutlu...”*
Sarıkızdı, sarıkızın yavrularıydı, tavuklardı, tavukları rahat bırakmayan çakallardı, kurttu, kuştu, solucandı, böcekti… Ama baş tacımız hep sendin. Sen ve senin ailenle arkadaşların.
Öylesine sevimli, öylesine tatlı, öylesine şirindin ve öylesine özeldin ki paylaşılmazdın neredeyse. Herkesin her şeyin yeri evde değişebilirdi de seninkine dokunulamazdı. Herkese kızılırdı da sana gelince akan sular dururdu.
Bazı zamanlar olmazdın evde. Uğramazdın birkaç gün. Ne giderken izne ihtiyaç duyardın ne dönüşte hesap verirdin. Anlayacağın hayat sana güzeldi. Hep dedikleri gibi dört ayağının üstüne düşerdin.
Sonra mı? Büyüdük!!!

*Kuş Hatıraları, İbrahim Sadri

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık