• 25 Ekim 2017, Çarşamba 9:20
ErolKonal

Erol Konal

İÇİMDEKİ ÇOCUĞA
 “…
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa rüveyda
baştanbaşa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim…”*

Hani şairlerin mısralarındaki o büyülü, o eğlenceli masalsı dünya? Nerede yazarların hayallerindeki o rengârenk fırtınasız yarınlar? Gelecek mi düşünü kurduğumuz o sakin, güzel, mutlu günler?
Çizginin hangi tarafı daha aydınlık? Noktanın önünde ve ardında ne var?
Çiçeklerin eskiden gül gibi, lale gibi, sümbül, yasemin gibi koktukları doğru mu? Kitaplardan okuduğumuz, büyüklerimizden dinlediğimiz mevsimlerin dört olduğu zamanları bizler de görebilecek miyiz?
Suların dupduru, karların bembeyaz, denizin masmavi, çimenlerin yemyeşil olduğu; toprağın toprak, elmanın elma, sütün süt koktuğu çağlar çok mu uzaklarda kaldı?
Çocukların çocuk, ağaçların ağaç, ırmakların ırmak olduğu zamanlara selam olsun!
Bayramların bayram, seyranların seyran olduğu günler geri dönsün!
Kuralların insanlara değil, insanların kurallara uyduğu günler çok mu gerilerde?
Eskiden, çek eskiden serçeler konarmış evlerin pencerelerine, gerçek mi? Çocuklar düşlerinde hiç korkmazlarmış bir vakitler! Babalar yorgun, ama gururlu dönerlermiş evlerine. Anneler, her seferinde çocukların en sevdiği yemeği yaparlarmış akşamları.
Sevdaların kara, aşkların platonik, âşıkların edepli, maşukların utangaç olduğu demler neredeler?
Tebessümlerin eksik olmadığı, sevinçlerin çoğaltılıp, acıların paylaşıldığı, iyiyle kötünün, doğruyla yanlışın, karanlıkla aydınlığın birbirinden kesin hatlarla ayırt edilebildiği anlar yeniden aramıza döner mi?
Biliyorum geri dönmeyecek çocukluğumuz. Biliyorum eksileceğiz günbegün hayattan. Biliyorum hiçbirimiz ömrümüzün sonunda lise fotoğrafındaki kadar güzel olmayacağız bir daha!
Biliyorum belki de bir daha asla görüşemeyeceğiz! Oturup sahile, uzun uzun konuşmadan bakmayacağız kanat çırpan martılara! Şarkılar söyleyip hüzünlenmeyeceğiz! Düşlerimizden, planlarımızdan bahsetmeyeceğiz heyecanla!
Biliyorum dünya dedikleri iki kapılı bir han içinde oyalanıp durduğumuz. Biliyorum Sultan Süleyman'a bile yar olmamış adı batasıca yalan dünya. Biliyorum, lakin uslanmıyor deli gönül, söz dinlemiyor, büyümüyor içimdeki çocuk ve olur olmaz zamanlarda kırlara, sahillere kaçıyor; hayallere, rüyalara dalıyor; geçmişin en mesut limanlarına demir atıp duruyor.
Bir bakıyorum almış eline oltayı balık tutuyor, bir bakıyorum kiraz ağacında hayallere dalıyor. Bir bakıyorum üstü başı toz toprak içinde okuldan dönüyor, bir bakıyorum kedilerin kuyruğuna teneke bağlamış haylazlık yapıyor.
Bir bakıyorum kitap defter aralarında yazılar, şiirler, mektuplar biriktiriyor, bir bakıyorum çocukluğun, ergenliğin, ilk gençliğin tadını çıkarıyor.
Bir bakıyorum akşamı unutan yaz günlerinde eve barka uğramıyor, bir bakıyorum sabahı gözleyen kış gecelerinde rüya üstüne rüya görüyor. Bir bakıyorum hiç susmuyor, bir bakıyorum ağzını bıçak açmıyor.
Sonra gülüyorum içimden, çocuk işte, çocuk diyorum. Çocuk işte ne yaptığını o da bilmiyor!

* Rüveyda, Nurullah Genç, Timaş Yay. Sh: 65

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık