• 15 Şubat 2017, Çarşamba 8:51
ErolKonal

Erol Konal

Hiçbir Şey Aynı Kalmaz
 “Herkes böyle düşünür:
 Yanlışlık.
 Oysa yanlışlık yoktur,
 sadece bilmediğimiz bir şey vardır.*
Hiçbir şey anlatmayan, ama her şeyi anlatan bir yazıdır, bu! Başlık olmak için çok uzun, ana fikir için hayli iddialı. Ya da her şeyi söylediğini sanan, ama hiçbir şey anlatmayan bir yazıdır veya ana düşüncedir, bu hiç de fena sayılmaz!
Olacak olan olur. Kader budur. Çıkmışsa yaydan ok daha döner mi geriye? Düşünce dalından yaprak mümkün mü bir daha rüzgârda şarkılar söylemek? Çarpıyorsa aralık kapı, bir sağa bir sola, fırtına çok mu uzaktadır? 
Yağmur yağar. Islanır ağaçlar, ıslanır evlerin çatıları, ıslanır açık pencereden sokağın köşesinden çıkıp gelecek babasını bekleyen çocuğun düşleri. Yoksa da kokusu ve rengi yağmurun değdiği her şey yağmur kokar. En çok da toprakla kavuşunca yağmur tarifsiz bir koku sarar ortalığı. Ve toprak kokar. Ki toprak kokusu her insanın hayatında mutlaka iliklerine kadar çekmesi gereken elzem kokuların başında gelir. 
İsteriz ki yağmur hiç dinmesin. Ve yine isteriz ki güneş hiç batmasın. Akşam olmasın dileriz, lakin dilek dilemek için bulutsuz, çakmak gibi yıldızlarla bezenmiş gecenin yolunu gökyüzüne kaçırdığımız uçurtmaların ipiyle çekeriz. İstemenin nihayeti yoktur. Mantığı yoktur. Sırası yoktur. Ama önceliği vardır. Acelesi vardır.
Az önce dalından kopan yaprak rüzgârın ve yağmurun insafına kalmıştır artık. Aslında hangimiz birbirimizin insafına kalmamışızdır ki? Konu insaf olunca teoriyle pratik bir kez daha uyuşmaz. Uyuşmaz çünkü hep başkaları yanlıştır, eksiktir, kusurludur. Nedense bizizdir hep yanlış anlaşılan, fedakârlık yapan, rahatı bozulan.  Güneş doğar. Karanlık çekilir tepelerin ardına. Uzun bir uykudan silkinen yol, yolcuların hızlı adımları altındadır şimdi.  Kuşlar sokak lambalarının, elektrik tellerinin, bacası yeni yeni tütmeye başlayan çatıların ve tek tük kalan ağaçların dallarında, gelip geçenleri seyre dalmışlardır. 
Bir döngüdür hayat, bir sarmaldır. Kendince ritüelleri olan ve sürekli kendini kutsayan bir tuzaktır, hayat! Ne yaparsanız yapın cazibesinden kurtulamadığınız, çekimine kapıldığınız, çevresinden merkezine doğru evirildiğiniz, kocaman, devasa, ışıltılı bir kapan. 
Gelinir, gidilir. Oturulur, kalkılır. Gülünür, ağlanır. Çaylar, kahveler içilir; sohbetler edilir. Hüzünlenilir, kahkahalar atılır. Uyunur, uyanılır. 
Beğenilir. Hoşlanılır. Sevilir. Çok sevilir. Âşık olunur. Mutlu olunur. Tartışılır. Kavgalar edilir. Küsülür. Barışılır. Ya da unutulur. 
Her şey aynı kalır. Hiçbir şey değişmez. Her şey değişir. Hiçbir şey aynı kalmaz. Kaos mu paradoks mu çelişki mi anormal mi? Belki de sorun bakış açısıyla ilgilidir! Bakış açımızı değiştirdiğimizde hayatımızı da  değiştirmeye başlarız. Ama çoğunlukla bakış açımızı değiştirmeyiz. Onun yerine sürekli şikayet ederiz. Şikayet ederiz, çünkü böylesi kolaydır, zahmetsizdir, külfetsizdir. Hazırı varken, denenmişi varken kim ister yeni formüller içinde kaybolmayı, bilinmeyenin riskini? 
Çizginin sağında yahut solunda olmak. Çemberin içinde ya da dışında kalmak. Ne siyahtan ne beyazdan vazgeçememek. 
Zaman durmaz, vakit şaşmaz, doğan ölür. Sonuç mu? Her şey değişir ve hiçbir şey aynı kalmaz. 
* Derviş ve Ölüm romanından…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık