• 18 Şubat 2020, Salı 16:58
ErolKonal

Erol Konal

Hayatın Uğultusu

Uzun bir sessizlikti geceden taşıp sokaklara yayılan. Cızırdayarak yanmaya çalışan tek tük sokak lambalarını saymazsak kimsecikler yoktu yalnızlığın hüküm sürdüğü mahalle aralarında, cadde başlarında, sokak köşelerinde.
Şairin; 'İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık/ Biri benim biri de serseri kaldırımlar' dediği bir halin hükümranlığını ilan ettiği saatlerdi, sanki! 
Rüzgâr dalından düşmüş yaprakları, öteye beriye saçılmış naylon poşetleri, sağa sola atılmış çikolata ambalajlarını istemsizce bir oraya bir buraya sürüklerken az önce susan şarkıların yankıları yorgun kulakların güçlükle duyabileceği bir ses dalgası halinde bomboş sokaklar boyunca yankılana yankılana uzaklaşıyordu.
Tenha kelimesinin yetersiz kalacağı bu ıssızlaşan atmosferde sesleri yutan gecenin karanlığına, yıldızların tek damla ışığını bile yeryüzüne göstermemeye yeminli, gökyüzünü sımsıkı sarmış kapkara bulutlar eşlik ediyor gibiydi. 
 'Yıldızlı Gece' tablosunu böyle bir gecede mi yapmaya karar vermişti Vincent Van Gogh? Kim bilir belki de böyle bir geceydi ressamı, içindeki karanlığı dağıtırcasına böyle bir tablo yapmaya iten? 
Geceyi bir örtü gibi bürünmekle zoru olanların her yanı gündüz kılmak için uğraşılarına beyhude bir çaba demek, işin kolayına kaçmak olur ki bu da döktüğümüz gözyaşlarının gecenin karanlığında buharlaşmasından fazla öteye gidememesine neden olur! 
Makbul olan arayış içinde olmak. Hele hele ki salık edilen gecenin sehere döndüğü vakitlerken. Günün geceye, gecenin gündüze karıştığı bir hengamede insanoğlunun acizliğini itiraf edebilecek vakit tayininde bulunabilmesinin önündeki engelleri yine bizatihi kişinin kendisinin aşması gerekirken yaşamın dayattığı acımasız temponun insana kendisini dahi unutturması hafifletici bir sebep gibi ileri sürülse de mazeret olarak kayıtlara geçer mi geçmez mi pek emin olamıyorum. 
Dıştaki uğultunun, içteki sesi bu denli bastırmaya yoğunlaştığı bir çağda kurtuluş meşalesini hala dışarılarda aramak yerine, yine ve yeniden yitirdiğimiz yerden-yani içimizden- tutuşturmak gerektiği yadsınamaz bir hakikatken ısrarla kurtuluşun ve kurtarıcının dışarılarda bir yerde olduğunu tavsiye edenlerin niyet okuyuculuğuna soyunmak değilse de amacımız, tedbiri elden bırakmamak noktasında hayli tecrübe kazandığımıza sayısını unuttuğumuz hayal kırıklıklarımız şahit!
Kendimizle yüzleşmekten bu denli kaçtığımız, kendimizi tanımayı bu kadar ötelediğimiz ve kendimizle barışmayı bunca ertelediğimiz başka bir çağ daha olmuş mudur, bilemiyorum! Ama bildiğim içindeki sese kulak tıkayan, gözünü gönlüne kapatan, aklını kalbiyle barıştırmayanların ne burada ne de başka bir alemde huzur soluyabilmeleri pek mümkün görünmüyor.  
Burada ne umutsuzluğun bir fotoromanını yazmak ne karamsarlığın heykelciğini dikmek ne de başarısızlığın senfonisini bestelemek gibi olmaz bir melodramın peşinde değiliz. Ancak görünen köyün de kılavuz istemediği aşikâr. 
Mutluluğun, huzurun, dinginliğin ancak ve ancak bedenlerimizin isteklerine boyun eğmekle geleceğine inanmamızı isteyenlerin boş hülyalarına kandıkça vicdanımızla ruhumuz arasındaki makas kapanmak yerine açılmaya devam edecek ve yaşamın uğultusu, ruhun fısıltısına galip gelecek! 
Yine geldi yolumuz bir tercih kavşağına daha. Hep dediğimiz gibi hayat tercihlerimizin bir neticesi. Kaderimiz böyle olduğu için değil, biz kaderimizi başkalarının eline bıraktığımız için yaşıyor olmayalım bunca hayal kırıklığını, bunca derdi kederi?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık