• 25 Ocak 2017, Çarşamba 7:55
ErolKonal

Erol Konal

Havadan Sudan…
 Düşündüm de iyi ki bir gazetede periyodik olarak yazmıyorum. Şu an ben ekrana ekran bana bakıyor. Ne yazayım yahut ne yazmalıyım ya da ne yazmamalıyım? Tüketilmek mi maksat yoksa hoş bir seda mı bırakmak mı?
Asıl beni düşündüren sürekli gündemi takip etmek zorunda kalan köşe yazarlarının içinde bulundukları muhtemel ruh hallerinin serencamesi. Aktüalitenin bu denli hızlı değiştiği bir coğrafyada ve herhangi bir fikri dört başı mamur ifade edebilmenin pek güç olduğu bir ortamda kendi fikri ve hissi mukavemetlerini nasıl korudukları noktasında ciddi ciddi soru işaretlerim var. 
Yanlış anlaşılmak istemem. Kimseye bir şey dediğim yok. Herhangi birini kıskanıyor da değilim. Hiç kimsenin işinde gücünde gözüm yok.  Anlamaya çalıştığım bunca kargaşa, gürültü-patırtı içinde yorulup yorulmadıkları. 
Bendenizse suya sabuna dokunmayan konularda ihtisas yapmaktayım uzun bir süredir! Havadan sudan konuşmayı, kuşların adından, çiçeklerin kokusundan, denizin dalgasından bahsetmeyi kendime vazife bellemişim…
Sanki ben bulutları saymasam, çizmesem onları, boyamasam her an başka bir tonla; kuşları anlatmasam çocuklara, öğretmesem lakaplarını, ne yer ne içerler tek tek belletmesem; denize bakmasam her gün ve koklamasam çiçekleri eksileceklermiş gibi, yok olacaklarmış gibi geliyor…
Oysaki bulut aynı bulut, kuşlar aynı kuşlar, deniz bildiğin deniz, işte! Siz de biliyorsunuz ki öyle değil! Değil işte, ne deniz her günkü deniz, ne bulut her günkü bulut ne de kuşlar her zamanki kuşlar! 
Hatta ne içtiğin çay aynı çay, ne soluduğun hava aynı hava, ne de insanlar aynı insanlar!
İnsan her ne kadar suya sabuna dokunmayan yazılar yazsa da ne kadar havadan sudan bahsetse de ne kadar incir çekirdeğini doldurmayan meselelerle vaktini çarçur etse de yine de istiyor ki birkaç yüreğe dokunabilsin, birkaç kalpte iz bırakabilsin, birkaç gönle misafir olabilsin…
Hiç olmadı birileri de çıkıp desin ki rüzgâr bugün bir başka esiyor, bulutlar dağların tepelerinden bir başka gülümsüyor, denizse şehre karşılıksız sevdalanmış gibi bakıyor…
İyi olacak her şey diyor ya büyüklerimiz, güneşli günler göreceğiz diyorlar ya inanıyorum. Kızım okuyacak doktor olacak diyor babam, inanıyorum. Oğlum okuyacak büyük adam olacak diyor annem, inanıyorum. Tuttuğumuz takım şampiyon olacak diyor abim, inanıyorum. En sevdiğin keklerden yapacağım diyor ablam, inanıyorum.
İnanıyorum ben evdekilere. İnanıyorum ben mahalledekilere. İnanıyorum ve güveniyorum tüm insanlara. 
Söylediğiniz kitabı aldım ve okudum diyor öğrenciler, inanıyorum. Yaptım ancak evde kaldı diyor projem, inanıyorum. Top içeri değil dışarı düştü diyor karşı takım inanıyorum.
-Nedense top bizdeyken hep dışarı, karşıdayken hep içeri düşüyor.-
Bazen diyorlar ki sizi seviyoruz, inanıyorum. Bir daha yapmayacağız diyorlar, inanıyorum. Düşünündüm de galiba ben her şeye inanıyorum. 
Ya siz? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık