• 26 Kasım 2019, Salı 16:36
ErolKonal

Erol Konal

Gölgesinde Çınarın…

Bu yazı, Truva antik kentindeki bir çınar ağacı hakkındadır. Gidenler hemen hatırlayacaklardır; gezi güzergahını doğu-batı istikametinde kuzeyden güneye doğru tamamlayıp da bitişe yakın sağda tek başına heybetli, güngörmüş, önüne yorulanların soluklanması için u şeklinde bir bank yerleştirilmiş, gövdesiyle yıllara meydan okuyan çınara bir selamdır, bu yazı.
Bundan birkaç yıl önce sıcak, sımsıcak bir ağustos gününde düşmüştü yolum Truva'ya. Neredeyse bitmek üzereydi ziyaret saati. Güneş batı ufuklarından nazlı nazlı süzülürken guruba doğru bizim gibi son anda yolunu buraya düşürmeye başaranlarla birlikte güzergahı gah yavaş gah hızlı adımlarla arşınlayıp tarihsel bir yolculuğun düşsel izlerini yol boyunca serpiştirilen levhalardan öğrendiklerimizi önceden okuduklarımız ve duyduklarımızla harmanlayarak turumuzu tamamladık. 
Şimdi yazımıza bahis olan ağacın altında çekilen fotoğrafa bakarken yorgun ama huzurlu bir akşamüstünün yansımalarını görüyorum sıcakların yıprattığı yüzümde.
Kök salmakla gezgin olmak görünürde birbirine tezat oluşturuyor gibi gözükse de her gezginin kendinden bile gizlediği bir kök salma arayışının neticesi değil midir her yola koyuluş? 
Kök salan mı çok bilir yoksa kök salamayan mı bilinmez ama kök salamayanlardır kök salanların hikayelerini oradan buraya taşıyıp duran. 
İnsanın yazgısı kök salmaktan ziyade göçebelilikle ilintili bence. İnsan olmak sürekli yolda olmayı şart koşuyor sanki! Yola koyulmak, yola çıkmak ama yoldan çıkmamak-belki de yoldan çıkmak da pekâlâ bir yol hali olabilir, olmalıdır da! 
Hem bakalım dünya kök salmak için uygun bir yer mi ruhunda gezginlik olanlara? 
Şimdi altında durup soluklandığımız bu çınarın dili olsa da konuşsa; altından gelip geçenlerin hangi duygulara yelken açtıklarını, hangi düşüncelere kanat çırptıklarını! 
O söylese biz dinlesek dallarına yuva yapan kuşların şarkılarını, gövdesine sığınan börtü böceğin hikayelerini.  Anlatsa ne renklerine ne de dillerine aşina olmadığı insanların sergüzeştlerini. Zamanımız yeter mi tanık olduklarını dinlemeye? 
Bakmakla görmenin farkını anlar mıyız dersiniz o birkaç dakikalık soluklanmamız esnasında? 
Her ağacın nasıl birden çok hikayesi varsa; her yazı da kendi içinde birkaç hikâyeyi barındırabilmeli, birçok güzergaha açılabilmelidir, zannımca. 
Ki bu öyle bir yazı mıdır, değil midir, var mıdır, yok mudur; dallarına kuşlar konmuş mudur, konmamış mıdır; içinden rüzgarlar geçmiş midir, geçmemiş midir; mutlu mudur, mutsuz mudur, ahh bir dili olsa da konuşsa, ahh bir dile gelse de söylese!!!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık