• 14 Şubat 2018, Çarşamba 8:04
ErolKonal

Erol Konal

GEÇMİŞİN İZİNDE…
 Cuma öğleden sonra dersim yoktu-aslında sabah da yoktu-evde birazcık sıkılmıştım, çıkıp şöyle lise yıllarımın geçtiği, yaklaşık on, on beş yıl öncesine kadar yaşadığım eski mahallemi (Hacısiyam), okulumu (Atatürk Lisesi) bir ziyaret edeyim diyerek kendimi mahalle aralarına, sokak köşelerine atıverdim.
Tam da burada Sait Faik'in “Yürüyordum. Yürüdükçe açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlaka tıraş bıçağına sinirlenmiş olacağım.” satırlarıyla başlayan 'Hişt, Hişt!' hikâyesini anmanın sırasıdır. Zira maziye doğru yapılan bu kısa yolculukta pek çok kez sokak aralarından 'Hişt, hişt!' sesini duymadım dersem yalan olur.
İyi ki de atıvermişim o, hiç eskimeyen şarkıda da dediği gibi gözümde canlandı koskoca mazi birdenbire. Aslında hep oradaymış! Sadece zamanın tozlu perdesinin aradan çekileceği anı bekliyormuş! Kumyalı kazan ben kepçe misali köşe bucak iyice bir turladım; Sazbeyi mevkii, İnönü Caddesi (Tabelalara falan bakmadım inşallah ismi değişmemiştir yoksa rezillik diz boyu! Mal Pazarından başlayıp Yetmiş İki Evleri izleyip stadın üzerinden Hükümet Konağına doğru ilerleyen cadde) ve Atatürk Lisesi arasındaki üçgeni.
Canım liseciğim. Gerçi onun da önüne bir anadolu ibaresi eklemişler. İlk gençlik yıllarımda Giresun'un iki düz lisesinden biri olan lisemin fiziksel anlamda neredeyse hiç değişmediğine şahit oldum. Azıcık ana bahçeye oturma platformları yapılmış ve pansiyonun önünde şimdi sayısını unuttuğum maçlar yaptığımız kısım etrafı çevrilmek suretiyle daraltılmış ve bizim zamanımızda Rus pazarı diye anılan taraftaki bahçe yine çimenler içerisinde kaderine terk edilmiş şekilde varlığını sürdürmekte. Pansiyonla okul arasında bulunan ve bizim zamanımızda neredeyse hiç kullanılmayan ikinci çıkışın altındaki duvara göz okşayıcı bir çeşme ilave edilmiş ve de gayet şık olmuş.
Uzatıyorum biliyorum ama o çeşmenin yapıldığı duvarla ilgili lise ve bilhassa ortaokul yıllarından bir hayli hatıramın olduğunu bilmenizi isterim. Çocukluğun vermiş olduğu enerji ve haylazlıkla her teneffüs gözlerden ırak (henüz her köşenin kameralarla izlenmediği güzel ve masum yıllar) bu duvar ve üstündeki demirlere tırmanmak, yerden yüksek oynamak ve değişik akrobasi hareketleri sergilemek onca kazaya rağmen vazgeçilmezlerimizdendi. Neredesiniz ey çocukluk günleri ve ahh lise yılları ahhh!
Hem üç yıl hem de yarım gündü o zamanlar liseler. En azından bizimki öyleydi. Yine iki artı iki eşittir dört ediyordu matematikte yine A şehrinden B şehrine doğru sabit bir hızla ilerliyordu arabalar fizikte. Şimdi liseler oldu dört yıl, yetmedi sabahtan akşama kadar ama hala yine iki artı iki, yine A şehrinden B şehrine…
Okul ve askerlik hatıraları bitmez. Daha fazla sizleri sıkmamak adına bu bahse burada son veriyorum. Az kalsın unutuyordum bir de okul çıkışlarındaki lahmacuna hücum edişlerimiz vardı ki anlatmak mümkün değil bizzat o curcunayı yaşamış, görmüş olmak gerekir ki o andaki koşuşturmayı, heyecanı ve lezzeti tadabilesiniz.
Her sokakta ayrı bir hatıra her köşe başında farklı bir sürü anıyla insanın kendisiyle karşılaşması, o demleri yeniden tekrar be tekrar yaşaması fevkalade bir his, harikulade bir duygu.
Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği o sokak aralarındaki küçük ve samimi bakkalların yerini şimdilerde bolca oto kuaförü, bolca tavuk dönerci işgal etmiş. Hemen hemen her boşluğa bir bina dikilivermiş. Sevindirici olansa Seyyid Vakkas Camiinin bitişiğindeki çocuk parkının hala orada olması ve onca betonarmenin arasında bir umut çığlığı olarak inatla yaşamaya devam etmesi.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık