• 30 Haziran 2012, Cumartesi 10:44
ErolKonal

Erol Konal

Esintiler
 Yüreğinizi yıkadığınız yüzler vardır; tıpkı kederlerinizi alıp götüren sesler olduğu gibi.  
Gözlerinin derinliğinde kaybolsanız da kendinizi güvende hissettiğiniz insanlar olur ya çevrenizde...
Susmak çoğu zaman söylemektir aslında. Kelimelerin kifayetsizliğine bir yere kadar eyvallah da yüreğin kifayetsizliğine ne demeli? 
Marifet elmadaki çekirdeği değil, çekirdekteki elmayı görmekse eğer duvarın hakkını inkâr niye? 
Ardına kadar açık değildi, tamam; ama kilitli de değildi kapı. Anahtara gerek var mıydı ki usulca süzülmek dururken...
Suç asla kelimelerde değildi....
Ben, orada olmayandım çok zaman. Bunca görünürken saklanmak hüner sayılamazdı. Elbette vardı her insan gibi benim de zaaflarım; kanatan, ağlatan, öldürmeyip yaşatan, umutlarıma çelme takıp filizlerimi kemiren, kelimelerime şerh düşüp sözlerime gem vuran...
Oradaydı. Oradaydım. Konuşmuyordu. Susuyordum. Düşünüyordu. Hissetmiştim. Bekliyordu. Kalıyordum. 
Göğsü pır pırdı. Oradaydım. Çığlık çığlığaydı. Oradaydım. Gidemiyordu. Oradaydım. Kalamıyordu. Oradaydım. 
Düşündeydi. Oradaydım. Diline dolanmıştı. Oradaydım. Kalbine sinmişti. Oradaydım. 
Gönlüne sığmıyordu. Oradaydım. Söze vurulmuyordu. Oradaydım. Akla ziyandı. Oradaydım.
Şimdi açmayacaksın da bu parantezi ne zaman açacaksın. Kapama ki şehrini yelkenliler doldurur bakarsın. Bakarsın fidanlar meyveye durmuşlar. Bakarsın nağmeler yükselir köşe başlarından, belli mi olur...
Uzansa dokunabilecekken, konuşsa çözebilecekken, baksa görebilecekken her şeyin aynı kalması ilahi komedya! Değişmiyor gözükse de her şey aynı da kalmıyordu. 
Sen, şimdi burada kelimelere, boyundan büyük yükler yüklüyorsun ya, ağır yükler, taşınması güç  yükler.. 
Şimdi var ya bir etiketin yakana takılmış, sırtına yapışmış, omuzlarına yüklenmiş... Hayat ne zaman sordu ki isteğimizi bundan sonra sorsun? 
Kaçımız amacını yitirmiş cümlelerde özne değiliz ki? Bir yüklemlik hayatı olamayanlara acımamak mümkün mü?
*****
Alternatif Tıp
Düğüm düğümdü sözleri. Uzaklardan geliyordu sesi. Bakışı delip geçiyordu yürekleri. Dilinin ucunda sıralanmıştı da kelimeler manaya kavuşmuyordu. Saçılıyordu da etrafa şekle bürünmüyordu.
Sebepsiz değildi yağmurun yağması. Boy atsın diyeydi fidanlar, serpilsinler, büyüsünler; dal budak salsınlar, çiçeklensinler, yeşersinler, çoğalsınlar... Karışıp rüzgâra buluta, yağsınlardı kurak gönüllere, çorak topraklara...
Bütün susuşları rengârenk nağmelerin hiçbir melodisini kaçırmamak içindi oysaki. Duyamamaktandı tüm endişesi ezgilerin en saf halini. Şenliklerin en güzeli, güftelerin en ilahisi, bestelerin en mükemmeli, hengâmelerin en tatlısıydı; seyrettiği, duyduğu, dinlediği, gördüğü. 
Bir bakışla başlıyordu iyiyle kötü. Kıymet, bir bakışta saklıydı. Aşikâr olanın bahtına düşen koyu bir yalnızlıkken, gizli kalana biçilen revaya tahammül etmek kaç babayiğidin harcı? 
Sözün yüreğe hükmü elbet bir yere kadardı. Daha fazlası için mananın kanatlanması elzem olandı. Tutuşturmak kolaydı kolay olmasına da asıl marifet yanmasını öğretmekti. Mademki talep edilmişti, şikâyet niyeydi? Mademki kalpteydi, dile dökülmesi nedendi? Mademki sonsuzdu, tüketmek niçindi?
Adına nice ağıtlar yakılmayı hak ediyordu, kuşkusuz. Nice destanlar söylense azdı.  
Kelimeleri silinmiş kitaplar gibi. Notaları kaybolmuş şarkılar gibi. Yağmuru olmayan bulutlar gibi. Kanadı kırılmış kuşlar gibi...
*********
Hüzün
Hüzün; bir sevda bazen, bazen bir çıkmaz sokak. Hüzün; gözlerdeki ışık çoğu zaman, tebessüm yüzlerdeki, özlem bir o kadar da. Hüzün; üstü örtülemeyen yanlarımıza perde, gizleyemediklerimize gölge. 
Hüzün; hayata açılan bir kapı. Hüzün; yüreklere bir nefes. Hüzün; pencereye konan kuş. Hüzün; uçurtmaya takılan hayaller. Hüzün; cümlelere saklanmış sırlı kelime. Hüzün; güzelliği gizeminde, gizemi hüznünde saklı büyülü bir dünya. 
Hüzün;  değil hazin olan. Hüzün; olamaz yolda kalan. Hüzün; değildi gözden akan. Hüzün; olamazdı düşüp kalkan. 
Hüzün; nezakete abi. Hüzün; letafete abla. Hüzün; zarafete kardeş. Hüzün; nazeninle yoldaş. Hüzün; gölgesiyle sırdaş. 
Hüzün; kuşların cıvıltısında nağme. Hüzün; çiçeklerin kokusunda beste. Hüzün; kelebeklerin deseninde güfte. 
Hüzün; yağan yağmurda. Hüzün; boy veren başakta. Hüzün; bende, sende, onda. Hüzün; görmesini bilen yüreklerde. Hüzün; duymasını bilen gönüllerde. Hüzün; her yerde. Hüzün; hiçbir yerde. Hüzün; burada. Burada hüzün...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık