• 11 Temmuz 2014, Cuma 10:00
ErolKonal

Erol Konal

Düşüncenin Namusu
 …
Namus işçisiyim yani 
Yürek işçisi. 
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, 
Ne salkım bir bakış 
Resmin çekeyim, 
Ne kınsız bir rüzgar 
Mısra dökeyim. 
Oy sevmişem ben seni…*
Toplum olarak bir akıl tutulması yaşadığımız malum. 
Daralan sadece ufuklarımız değil, fikirlerimiz de. Küçülen sadece sınırlarımız değil, hayallerimiz de. Kaybolan sadece kültürümüz, medeniyetimiz değil, umutlarımız da. Aşınan sadece değerlerimiz değil, düşüncelerimiz de. 
Nicedir kendimizi sloganvari cümlelere hapsettik. Düşünmemeye, duymamaya, görmemeye şartlandık. Düşünmedikçe, duymadıkça, görmedikçe ve sustukça meseleler hallolur sandık/sandırıldık. 
Birtakım sanal platformlarda özgürlük çığırtkanlıkları yaparken aslında 140 karakterle prangalandığımızı anlayamadık. Kısaltılmış cümleler, klişe ifadeler, beylik laflar, konsantre edilmiş düşünce kalıpları arasında kaybolup gittik. Bu öyle bir bataklıktı ki çırpındıkça bizi içine çekti, çırpındıkça yuttu ve neredeyse yok olma noktasına getirdi. 
Zaten üç-beş kitap okumakla, birkaç tartışma programına katılmakla, birkaç film seyretmekle kendini entelektüel sanan bir ülkenin fertlerinden hangi aklı başında ilmi, fikri edebi eser varit olabilirdi ki? 
Okumayan, okuduğunu anlamayanlar ayrı bir yazının konusu. Ama kendine aydın payesi biçenlerin henüz temel kaynaklara inmeyi bırakın gölgelerinde dahi serinlemediklerine şahit oldukça yaşadığımız hayal kırıklığını anlatmakta zorlanıyoruz. 
Fikri, bir mülkiyet gibi uhdesinde görmek modern zamanların hastalığı. Düşünceyi engelleyemeyenlerin veya ona istedikleri gibi yön veremeyenlerin onu sloganlaştırarak hükümsüzleştirmelerine ön ayak olanların veyahut bu tür cafcaflı sözlerin şehvetine kapılıp klavye havariliğine yeltenenlerin yeri tarihin hatırlamak istemeyeceği karanlık utanç koridorlarından başkası olmayacaktır. 
Fikirler taraf olsanız da olmasanız da kendi savunmalarını yapabilecek donanımdadırlar. Zamanın izleri kişileri, kurumları silerken onları daha da belirginleştirerek ait oldukları payeyi er geç iade edecektir.  O vakit geldiğinde karınca misali fikrin haysiyetini koruyanlarla onu pay imal edenler tarihin şaşmaz terazisinde hesaplaşacaklardır. 
İnsana saygı duymayanın fikre selam çakması beklenebilir mi? Çevresindeki hiçbir hayvanata ve nebatata yaşam hinterlandı bırakmayan bir topluluktan düşünceye itibar etmesi umulabilir mi? 
Efradını cami, ağyarını mani bir düşüncenin temel gereksinimleri olan doğuş, oluşum ve sonuç evrelerine kafa patlatmayan, adı geçen süreçteki sancıları ruhunda hissetmeyen hazır düşünce tüketicilerden medet ummakla, “bu ülke”den düşüncenin kökünü kazımanın eş değer olduğunu bilmem hatırlatmaya lüzum var mı? 
Pragmatist yaklaşımlarla kendi kuyumuzu kazdığımız yetmezmiş gibi, ideolojik yaklaşımlarla da ateşe körükle gitmenin yiğitlik olduğu hangi aptallık destanında yazılıdır, bilemiyorum; ama çıkar yol olmadığı bellidir. 
Netice- i kelam daha doğru dürüst adını yazamayanların 140 karakterle karakterlerinin içini boşaltmalarına mı yansam, bu tür safsatalara kapılıp giden koyun sürülerine mi ağlasam, bunları ciddiye alıp yasaklayanlara mı hayret etsem, fikri mülkiyetin bu denli tarumar edilişine seyirci mi kalsam?..
*Ahmet Arif, hasretinden prangalar eskittim, cem yay., 39. basım, sh:65  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık