• 06 Haziran 2018, Çarşamba 9:16
ErolKonal

Erol Konal

Duaya Susamış Eller
 “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı”
“… Senin tam olan kelimelerine sığınıyorum.”

Gündüz, güneşi gece, ayı ve yıldızları semamızdan eksik etmeyen, Sen ne büyüksün.
Güneşi emrimize, ayı ve yıldızları zevkimize memur eden, Sen ne cömertsin.
Bulutlarla göğümüzü süsleyen, kuşlarla semamızı şenlendiren, rüzgârlarla gönlümüzü sarhoş eden, Sen ne latifsin.
Bilemesem de anlayamasam da kavrayamasam da Sen ne yücesin.
Her düştüğümde kaldıran, her eğildiğimde doğrultan, her unuttuğumda hatırlatan, her ağladığımda güldüren, her dalgalandığımda durultan Sen, ne güzelsin.
Tuttuğumda elim, yürüdüğümde ayağım, baktığımda gözüm, duyduğumda kulağım olan, Sen ne harikasın.
Ay ve yıldızların secde ettiği Yusuf'un, ateşlerin yakmadığı İbrahim'in, bıçakların kesmediği İsmail'in, suların boğmadığı Nuh'un, denizleri ikiye ayıran Musa'n, göklere kaldırdığın İsa'n, balığın karnındaki Yunus'un, Musa'ya yoldaş eylediğin Hızır'ın ve âlemlere rahmet olarak yarattığın Hz. Muhammed'inle(SAV) Sen ne fevkaladesin.
Bunca nankörlüğüme rahmetiyle, bunca isyanıma merhametiyle, bunca düşmüşlüğüme izzetiyle, bunca derbederliğime keremiyle karşılık veren, Sen ne kadar bağışlayıcısın.
Kelimelerim noksan, sözlerim yarım, cümlelerim eksik, dualarım darmadağınıkken bile neden bunca ihsan, neden bunca lütuf?
Beni her an öldüren ve her an dirilten, duygularımı, düşüncelerimi benden daha iyi bilen, zamandan ve mekândan kayıtsız olan Rabbim, gönlümün kırıklığını, kalbimin dağınıklığını, düşüncelerimin bulanıklığını, hislerimin perişanlığını affeyle.
Ey, kalpten kalbe köprüler kuran, ey, gönülden gönüle yollar açan Allah'ım! Öyle bir haldeyim ki nefsin heva ve isteklerinden şeytanın desise ve tuzaklarından kaçtım da geldim.
Sanıyordum ki gören de benim, duyan da. Sanıyordum ki tutan da benim, yürüyen de. Sanıyordum ki ağlayan da benim, gülen de. Sanıyordum ki attım mı ben atıyorum, vurdum mu ben. Sanıyordum ki konuşan da benim, yazan da. Sanıyordum ki hükmeden benim kelimelere. Sanıyordum ki en iyisini yalnız ben biliyorum her şeyin.
Bir de baktım ki Sana gelen ayaklarım yolunu şaşırmış. Sana açılan ellerim boşlukta savrulmuş. Seni söyleyen dillerim Senden habersiz, Seni anan gönlüm Senden uzakmış. Ne konuştuklarım ne yazdıklarım Sen değilmiş. Seni anlatıyorum derken kendi heva ve hevesimi söylüyormuşum. Gözlerim Seni görmez, kulaklarım Seni duymazmış. Aldığım nefeste de verdiğim solukta da Senden bigâneymişim.
En çok da anlamamışım; nutuklar atarken sağda solda, hükümler verirken orada burada ve eleştirirken herkesi ve her şeyi…
Bazen diyorum ki içimden aynada gördüğüm ya ben değilsem? Ya ben değilsem az önce pencereden bakan adam? Kaç ben var içimde ben sandığım? Kaça bölünebilir ki insan sonsuzluğun gölgesinde?
Hesap kitap işlerinden, noktayla virgülle uğraşmaktan büyük resmi kaçırmışım..
Planlar yapmışım bencilce ve Sensiz. Hayaller kurmuşum Sensiz. Şairin deyişiyle; “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum/Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”
Sözlerim gırtlağımdan kalbime ulaşmamış. İbrahimlik iddiasındayken putlarla çevirmişim etrafımı.
Ne kadar yanlışmışım, ne kadar hatalı. Ne kadar gafilmişim, ne kadar cahil. Ne kadar vefasızmışım, ne kadar nankör.
Ey, sustuklarımı bilen, söylemediklerimi duyan, sakladıklarımı gören..
Ey, kelimelere sığmayan, cümlelerden taşan, hislerle kuşatılıp akıllarca kavranamayan…
Sen ki gözyaşlarımda saklı, tebessümümde nihanken. Sen ki yarattıklarınla zahir, yarattıklarında gizliyken. Sen ki yolun hem bidayeti hem nihayetiyken. Sen ki hem aşikâr hem sırken.
Sevgilim. Merhametlim. Kıymetlim. Zarif dokunuşlum. Bana benden daha yakınım. Ne kadar güzelsin Sen ve ne kadar özel. İnsanlar bilmezdi, bilse de zaten fark etmezdi.
Sen, sıcacık gözyaşlarım yanaklarımı usul usul ıslattığında ruhuma dokunansın. Ben buradayım korkma gönlünce ağla diyensin. Kendi yanlışlarımda kaybolurken üzülme Ben sana inanıyorum diyensin.
Teselli edensin Sen, umut verensin. Sevgiyi şekillendirip ruhlara üfürensin. Aşkı gökyüzüyle yeryüzüne paylaştıransın.
Bir gece vakti serinliğisin, Sen. Herkes uykudayken uyumayansın. Bile bile yaptığım her hatanın üzerine ilkmişçesine hep bir çizgi çekensin. Olsun üzülme bir daha yapmazsın unutulur gider diyensin.
Ne güzelsin Sen, ne kıymetlisin. Tariflere sığmaz hayaller ötesi bir gerçeksin.
Aşksın Sen. Sıcak, asil, şefkatli, koruyucu, kuşatıcı, Seni, Sen yapıcı.
Bir gönül sızısısın Sen sevdiğim; olması gerektiği yerde hep kalmasını istediğim. Şah damarıma dokunansın. Üzülme her zorlukta bir hayır vardır, diyensin.
Bir rüyasın Sen, her gece gördüğümü hissettiğim ve hissettiğimce sevdiğim. En çok Seni sevmeyi seviyorum sevdiğim. Naif varlığının latifliğini o kadar çok seviyorum ki. İyi ki benimsin diyorum. En kıymetlimsin benim.
Dokunabildiğim ve dokunamadığım her şeyde Senin izini görmek, Seni hissetmek nasıl bir mutluluk sarhoşluğu, bilsen. Benim ki de laf olsun zaten biliyorsun.
Sevgisin Sen, tebessümsün. Ruhumdaki bütün boşlukları dolduran tek formülsün. Herkes dağıldığında baş başa kaldığımsın. Dert ortağımsın.
Ne güzelsin Sen ve ne güzel sevmek, sevebilmek Seni…
Gelincik tarlasındaki hoyrat bir ayrık otuyum ben. Ve Sen o hoyrat ayrık otunu tatlı dokunuşuyla okşayan meltemin sahibisin.
Hep naziksin, kibarsın, latifsin, zarifsin bana karşı. Kırmaktan, incitmekten imtina eder gibi. Oysaki ben kırıp dökmeye, incitmeye meyilliyim sanki!
Ama her defasında beni çok sevdiğini hissettirensin. Kıymetli olanın, değerli olanın, kalıcı olanın ancak çabayla, azimle, karalılıkla elde edileceğini öğretensin.
Hatalarımı, kusurlarımı, noksanlarımı örtensin, günahlarımı bağışlayan.
Sevdiğim, kıyamadığım. En mutlu zamanlarımın görülemeyen tanığı. En hüzünlü zamanlarımın dokunulamayan şahidi. Yanımdasın. Benimlesin.
Vuslat Sen onda varsın diye güzel. Denizler Seninle daha mavi, çimenler Seninle daha yeşil. Ve bu iki rüya arası dünya Seninle daha katlanılabilir.
Ne güzel seni sevmek, sevebilmek… Ne mutlu kalp denen şu et parçasını Seninle şereflendirebilmek.
Merhametlim. Şefkatlim. Kıymetlim. Rabbim…
“Allah'ım, şu ellerimin işlediği bütün günahları affet. Şu ağzımın söylediklerini, dilimin dönüp de kelimeye çevirdiklerini, aldığım bütün yasak ve yanlış kokuları, yüzümü çevirdiğim hatalı yönleri, şu kulaklarımın duyduğu duyulmaması gereken sözleri, benim yüzümden benim başıma gelenleri, kendi elimle kendi boynuma sardıklarımı ve şu ayaklarımın yürüdüklerini affet.
Senden af dilemeye bildiğim kelimeler yetmiyor, bana yenilerini ver.” *
* Yerli Yersiz Cümleler, Nazan BEKİROĞLU, Timaş Yayınları, sh:452

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık