• 20 Haziran 2018, Çarşamba 9:32
ErolKonal

Erol Konal

Dört Ayak Bir Kuyruk
Bu bayram gününde sen süslememeliydin akşam haberlerini, haber portallarını!  Bayramın coşkusunu, neşesini, sevincini, özlemini senin görüntülerin gölgelememeliydi! Görmemeliydi bu gözler, seni o halde, duymamalıydı bu kulaklar iniltilerini, kazınmamalıydı hafızamıza o görüntüler ve insanlığın bu denli yitirildiğine şahit olmamalıydı dünya!
Sen de tıpkı bunu, sana reva görenlerin yavruları gibi gülüp oynamalı, koşup zıplamalı, yatıp yuvarlanmalı, bayram harçlıklarını peşin peşin almış olmanın mutluluğuyla etrafını neşeye boğmalıydın, hüzne değil.
Sen, bu bayram gününde vicdanlarımıza kör bir hançer gibi saplanmamalıydın! Dilim dilim etmemeliydin gönlümüzü, binbir parçaya bölmemeliydin yüreklerimizi! Utancımıza yenilerini eklememeliydin! 
Sana, dört ayakla bir kuyruğu fazla gören iki ayaklı canavarlarla tanışmamalıydın hiç!  Yolun onlarla asla kesişmemeliydi! Seni hayvan diye vasıflandıranların kendileri hayvan olabilecek kerrata bile sahip olamadıklarından mıdır nedir, sendeki bunca güzelliği kendi karanlıklarına gömerken bir kez daha insanlığın köküne dinamit koydukların bilmem farkında mıydılar? 
Şimdi sen tüm müdahalelere rağmen aramızda değilsin. Onca çabaya rağmen tutunamadın yaşama. Nasıl tutunabilecektin ki zaten? Birtakım gözü dönmüş, vicdanı kararmış, kalbi ölmüş, aklı tutulmuş insan müsveddesi, senin o minik mi minik, şirin mi şirin, tatlı mı tatlı patilerini, sana layık bulmamış olacaklar ki elleri bile titremeden onları senden alıvermekte bir beis görmemişler. 
Şimdi bizler iyice anlamsızlaşan ve git gide değersizleşen bir dünyada beyhude yere birtakım değerleri savunmaya, yüceltmeye, yaşatmaya çalışaduralım. Nutuklar atalım, söylevler verelim, yazılar yazalım, tweetler atalım, vaazlar verelim, onu bunu lanetleyelim, sistemi eleştirelim, birbirimizi suçlayalım, sonra da hiçbir şey olmamış gibi çayımızı kahvemizi içip bayram tatlılarımızı yiyelim.
Nasıl bir toplum haline geldik ki en nadide varlıklarımız olan kadınlara, çocuklara, hayatımıza renk ve mana katan hayvanlara şiddetin her türlüsünü reva görürken vicdanımız sızlamıyor, kalbimiz yerinden çıkmıyor, yüreğimiz yırtılmıyor, yüzümüz kızarmıyor ve utancımızdan yerin dibine geçmiyoruz!
Bu iflah olmaz vandallığın, bu bahanesi olmayan vahşetin, bu mazeret kabul etmez şiddetin önüne geçemiyor, onu durduramıyor, onu ruhumuzun derinliklerinden söküp atamıyoruz. 
Bir virüs, kanserli bir ur, kanımızı emen bir sülük gibi bu hastalığın bizi içten içe kemirmesine seyirci kalıyor, ona teslim oluyoruz!
Masada kaldığını kırmızı spotlarla, son dakika diye duyurmasa da haber kanalları, biz yine de duyduk acını kalbimizin en derinlerinde ve belki de en masum, en samimimi, en sıcak gözyaşlarımızı döktük birbirimizden gizleyerek. Şairin söylediği gibi utandık ağlayarak, ağladık utanmayarak. Bütün uğraşılara rağmen hayata tutunamadığını, masada kaldığını söylediler bize, seslerine hüznü, yüzlerine yası yansıtmaya çalışan spikerler.  
Masada sen kalmadın, biz kaldık; bütün bir insanlık kaldı. Sen ölmedin, biz öldük; öyle bir öldük ki hangi pencereyi açarsak açalım rüzgârlar dağıtamadı üzerimize sinen pis kokuları. 
Seni de koruyamadık tıpkı diğerleri gibi ey minik yavru! Sarıp sarmalayamadık yumuşacık gövdeni ve öpüp koklayamadık minicik ayaklarını. Yaralarına merhem, dertlerine derman olamadık. 
Affet bizi, affet…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık