• 14 Nisan 2016, Perşembe 10:49
ErolKonal

Erol Konal

ÇOCUKLUK İŞTE…
 Çocukluğuma dokundum bugün yeniden. Çocukluğuma, ilk gençliğime, hayata, mutluluğa…
Bahar da bir bakıma kâinatın, tabiatın çocukluğu gibi düşünülebilir. Her şey ama her şey yeni bir oluş, taze bir başlangıç gibidir; tıpkı dünyayı yeni yeni keşfeden çocuklar gibi, çocukluğum gibi…
Felsefe yapmak değildi niyetim. Süslü püslü cümleler kurmak olmadığı gibi. Azade bir çocuk gibi sonunu hesaplamadan koşup oynamak istiyordum hâlbuki yemyeşil çayırların üstünde, çiçeklenmiş ağaçların altında. Üste masmavi sonsuz bir gök, altta uzayıp giden sınırsız bir yeryüzü…
Koşabildiğim kadar koşmak, koşmak, koşmak ve sonra umarsızca uzanıvermek çimenlere boylu boyunca. Önüne çıkan her su birikintisine girmek, yeni açmış papatyalar, menekşeler arasında bir arı gibi aşkla uçuvermekti tek arzum. 
Bulutların neredeyse hiç olmadığı bir gökyüzü altında güneşten kavrulan bedenime bir ağaç gölgesinde serinlik bağışlamaktı, maksadım. Bakmayın siz benim bulutsuz masmavi bir gökyüzü dilediğime. Ne dediğimi biliyor muyum ki ben? Şimdi ansızın bastıran bir kırkikindi yağmuruna kim hayır diyebilir ki? Birden bire Tanrı misafiri gibi geçerken uğrayan ve ardında mis gibi toprak kokusunu yadigâr bırakan…
Toprak kokusu demişken aklıma-doğrusu burnuma mı demeliyim?-Proust'un 'Kayıp Zamanın İzinde' adlı dev yapıtından kurabiye kokuları geliverdi. Şimdi anladım ki-çok iddialı oldu- Tolstoy'un da 'Çocukluk 'ta bahsettiği şeyler yahut Tarkovski'nin bazı filmlerinde aradığı gizem hatta ve hatta Zeze'nin yaşadıkları bunlardan başkası değilmiş!
Kim bilir belki de o ağacın altında tatlı bir uykuya dalar, rüyalar âleminde yepyeni serüvenlere yelken açardım. Bir ata binmişimdir düşümde de cetlerim gibi fetihten fethe koşuyorumdur dörtnala ya da bir gemiye kaptan olmuşumdur da Barbaros Hayrettin Paşa'nın izinde Akdeniz'de destanlar yazıyorumdur yüzyıllar sonra bir armut ağacının gölgesine yorgunluktan dalıp giden bir çocuğun rüyasını süslemek için. Belki de gölgesine sığındığım armut ağacından başka bir dünyaya açılan bir kapı vardır da orada yeni arkadaşlar bulmuşumdur, benim gibi çocukluğunun hakkını veren.
Güzeldir, çocuk kalmak. Güzeldi, çocuk olmak. Yukarıda felsefe yapmamaya söz vermemiş olsaydım çocukluk üstüne değme filozofları imrendirecek bir tez ortaya koyardım da bakmayın bir kere söz vermiş bulundum. Zira sözler önemlidir çocuklar için. 
Çocuk sözü! Kan kardeşi olmak vardı bir de çocukken, can kardeşi olmak… Hala var mıdır, kalmış mıdır böyle çocukça şeyler pek bilmiyorum.
Kafamın üstünde vız vız eden arılar, cik cik ötüşen kuşlar mı beni tatlı uykumdan uyandırdı; yoksa ele avuca sığmayan çocukluğumun tükenmek bilmeyen enerjisi mi yahut tahta atımın ücra bir subaşında birdenbire acıkması ya da kaptanı olduğum geminin bir limana demirlemesi mi?.. 
İşte ilkbahar, işte hayat, işte yaşamak…
Diyeceğim odur ki yarın, hatta yarını bile beklemeden hemen şimdi bir kaçamak da siz yapın çocukluğunuza ve bunu sık sık tekrarlayın, kim bilir belki de dünya yine eskisi gibi-çocukluğumuzdaki gibi-tertemiz, masum, güzel bir yer oluverir, kim bilir?..

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık