• 12 Ağustos 2015, Çarşamba 9:21
ErolKonal

Erol Konal

Birazdan İyi Haberler
“Şair önce kendi ağıtını yaz
Binlerce ağıttan önce
Gün gelip saat çalınca
Vaktin olmaz kendi ağıtını söylemeye”*

Kırık dökük gülümsemeler. 
Eksik ve yarım kahkahalar. 
Kül rengi gökyüzüyle at başı giden hüzün bulaşığı çehreler.
Emanet tebessümler. 
Belli belirsiz bir suskunluğun uğultusu.
Dipsiz bir kuyunun sonsuz karanlığında günebakan çiçekleri kadar şaşkın ve ürkek bir hal üzerimizde. 
Girdaplar, anaforlar sağanağında pusulasını yitirmiş korsanlardan farksız yaşamlar.
Sorun mu değil umurumuzda mı? Bize ne mi oluruna bırak mı?
Uzun cümleler yok artık. Yok, artık kelimelerin sıcaklığı. Yan anlamlara, mecazlara yer yok yeni hayatlarımızda.
Kuru bir merhaba kadar uzak ya da yakınız birbirimize. 
Mesafeleri değil egolarımızı aşamıyoruz bir süredir.
Tebessümler yarım porsiyon. 
Çayların tadı yok. 
Simitler martıların nasibi değil artık!
Yol üstü lokantaları gibi kalabalık ve yol üstü lokantaları kadar yalnızız bu aralar. 
Rüzgârlar götürüyor yağmuru bizden uzağa. Bulutlar küskün ne zamandır.
Gölgemizle başka yönlere gidiyoruz nicedir. 
Çiçekler dallarda ölüyor, kuşlar yollarda.
Ağaçların hışırtısını kesiyor kapıların gıcırtısı. 
Sesi, çocukların sesinden daha çok çıkıyor klaksonların.
Çocuklar parklarda, bahçelerde değil cephelerde oynuyor artık. 
Kaldırımlarda parke taşlarından çok insanlar. 
Kişi başına düşen ağaçlar her geçen gün biraz daha azalıyor.
Su gibi aziz değiliz ekmek gibi kutsalsa hiç..
Yeni piknik alanlarımız otoban kenarları, yüksek gerilim altları, baz istasyonları bundan böyle; gümrah çayırlar, coşkun nehirler, heybetli çınar altları değil. 
Ne şarkıların nakaratında ne de yumurtanın sarısında eski tat var. 
Deniz levreklerinin yerini tatlısu levrekleri aldı çaktırmadan. 
Lüzumsuz bilgi: Karadeniz'de dört yüze yakın balık türünün, yetmişe kadar düştüğüne dair rivayetler dolaşmakta ortalıklarda. 
Cevapsız çağrıların melodileri bile kulaklarımızı tırmalamaz oldu nicedir. 
İnançlarımız, mezheplerimiz farklı olsa da ezanlarımız merkezi kaç zamandır. 
İnsanlığımız yerinde saysa da-buna da şükür- mantar gibi binalar yükselmekte her bir tarafımızda. 
Kafalarımız simetriğe çalıştığı kadar keşke aritmetiğe, geometriye vb. de çalışabilse.. 
Ana caddelerimiz paralel değil artık. Ara sokaklarda hava sirkülasyonu sıfırın altında. 
Şehirlerin ışıltısından yıldızların kaydığını bilmeyen bir nesle evrilmek üzereyiz. 
Gönüllerimiz hem sürgün hem işgal altında. 
Sıcaklık gölgede bile peşimizi bırakmaz oldu. 
Bir denizimiz vardı o da yollar ardında kaldı. 
Çokçayız; ama birlik değiliz.
Fazlayız; lakin pahamız hafif.
Gönüllere sığmıyoruz; fakat metrekarelere hapsolmuşuz. 
Hepten geçtik, hiçte kaybolduk. 
Ülfet. Külfet. İffet. Affet. Saffet. Afet.
Kafiyelerimiz zengin, fiyakamız zengin, gönlümüz zengin, güya ülkemiz de zengin!
Rediflerimiz kelime halinde. Onlardan cümle kurmaya gelince sıra, önyargılarımız tavan yapmış, yüklemlerimiz eksik, yargılarımız noksan, hükümlerimiz mesnetsiz…
Sevginin esamisine semt pazarlarında bile rastlanılmaz oldu.  Saygı en lüks marketlerde dahi çoktan tükendi. 
Ahlak 'etik'e indirgenmiş, etik 'çıkar'a endekslenmiş, endeks 'kapital'e kilitlenmiş, kilidin anahtarı kimin cebinde belli değil!  
İyi haberler mi? Az sonra…
*Şiirler- 8, Erdem Bayazıt

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık