• 04 Ocak 2017, Çarşamba 8:00
ErolKonal

Erol Konal

BİRAZ SÜKÛNET
 Dünyanın sorunu ne sorusunun cevabını merak edenler için cevap(lar) birazdan. Hep dedikleri gibi bir problemin çözümü için önce o problemin varlığını kabul etmek gerek. 
Hız. Koşuşturma. Dur/a/mama. Kovalama. Eşittir tüketim çılgınlığı.
Bulanlar arayanlardır, diyen düşünürün üzerinden çağlar geçti. Erken kalkan yol alır atasözünün kastettiği mana da çağımızın anladığı gibi değildi muhakkak. Eskilerin çok kullandığı şimdilerde ise pek anlaşılmayan nüfuz etmek denilen şeyin yokluğu da çoğu meselenin yanlış anlaşılmasında yadsınamaz bir realite olarak ortalıkta durmakta. 
Ne demagoji yaparak kafaları karıştırmak ne de felsefi sorularla meseleyi içinden çıkılmaz hale getirmek değildir, muradımız. Muradımız üzüm yemek olup, bağcıyla da bir alıp veremediğimiz, yoktur. 
Bu acele niye? Nereye yetişeceğiz? Koştur koştur nereye kadar? Bunca telaş, panik neden?  Hızlı ve öfkeli olmaya gerek var mı? 
Sakin. Bir yerde ikamet edene oranın sakini denir imiş, önceden. Kelimeyi mecrasından çıkarıp ha bire sakin ol, sakin ol boyutuna taşıyanların vebalini öteye beriye atmaya gerek yok. Aslında hepimiz kendi ihtiraslarımızın, kendi menfaatlerimizin, kendi bencilliğimizin acı sonuçlarına bakıp, hala başkalarını suçlamaya, sistemleri kötülemeye, son sürat devam etmiyor muyuz? 
Oysaki baksak boy aynasında bir kendimize. Şöyle uzun uzun düşünsek bu ben miyim diye. Hayal etiğimiz dünya ile yaşamakta olduğumuz dünya arasındaki uçurumu görüp bir silkinsek daha da geç olmadan. Hep başkalarının muhasebesini tutacağımıza biraz da kendimizi hesaba çeksek. 
Ve ayağımızı gazdan çeksek. Yol boyunca bizler için sağa sola serpilen güzellikleri teker teker keşfetsek. Öyle süslü püslü laflar aramadan, özel günlermiş, bayramlarmış, kandillermiş beklemeden, hissettiğimizi, düşündüğümüzü söylesek ertelemeden, beklemeden, ötelemeden. 
Çiçek desek, yağmur desek, güneş desek; annem desek, babam desek, kızım desek, oğlum desek… Seviyorum desek hakkını vere, vere. Özledim desek boğazımız düğümlene, düğümlene. Özür dilesek kırdığımız kalplerden. Af dilesek yaşamadığımız günlerden. 
Rüzgârları kokusuna göre ayırsak, yağmurları renklerine. Kuşları isimlerinden tanısak, çiçekleri manasından. Aşkların gizli olanı makbul olsa, sevginin samimisi. Ağlamaklar kavuşmaktan olsa, ayrılıklar yalancıktan. Yorulmalar yürümekten değil, tembellikten olsa. Ve bizi terk eden mevsimler tüm güzellikleriyle geri dönse.
Modernizmin bizi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi kendi gölgemizle yarıştırdığı bir dünyaya inat, hayatı hissederek ve koşturmadan yaşamaya kafa ve gönül sağlığımız açısından hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştık. 
Ne çoktan seçmeli ne açık uçlu, ne siyah ne beyaz, ne şucu ne bucu, ne ondan ne bundan, kategorize etmeden ve edilmeden sadece insan, önce insan anlayışıyla…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık