• 13 Kasım 2013, Çarşamba 9:19
ErolKonal

Erol Konal

Bir iki üç: Hayat
Hayat.
Önce genel: 
Olağan. Sıradan. Tek düze. Bildik…
İleri. Geri. Aşağı. Yukarı.
Sabah. Akşam. Hafta sonu. Mesai. 
Sonra özel:
Belirli gün ve haftalar. Seminerler. Veli toplantıları…
Durma. Koş. İlerle. Pes etme.
Şimdi hepsi bir arada:
Kaos. Paradoks. Karmaşa. Keşmekeş. 
Sağa. Sola. Doğu'ya. Yok, yok Batı'ya.
Çalış. Kazan. Tüket. Harca. Kendini iyi hisset. Standartlarını yükselt…
Durmaksızın bir koşu. Yürümenin kifayetsiz kaldığı anlar. Durup düşünecek şöyle birkaç dakikaya tahammülün bile olmadığı amansız bir yarış. 
Değildim ben hep böyle pesimist. Ki hala da değilim kötümser. Asla umutsuz olmadığım gibi çaresiz de kalmadım çok şükür. Akif'in ifadesiyle; “Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.//Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! //Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; //Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar” karanlığına kapılmaktan Rabbim cümlemizi korusun, âmin.
Koşmuyor olmamamızın tembellik addedilmesinedir, itirazımız. Suskun kalışımızın gaflete yorulmasınadır, isyanımız. Meydanlarda salınmayışımızı korkaklığa tevil edenleredir, kırgınlığımız. 
Adı üstünde bir hayat gailesi almış başını gidiyor. Kime sorsan bir gayesi var kendince. Şimdi nazik bir sualin tam da sırası. Ölçüt ne ya da kim? Neye göre, kime göre hayatımızı dizayn edeceğiz? 
Niyetimizin halis olması yıktıklarımıza diyet sayılır mı? Kalbimizin temiz olması incittiklerimizin acılarını hafifletir mi? Zafere götüren her yol mubah mı? Kuralları keyfimizce esnetebilir miyiz? Sahi, ne kadar ileri gidebiliriz amaçlarımızı meşrulaştırmak için? 
Soruların çoktan seçmeli oluşu insanın kendini iyi hissetmesi için hiç de fena bir yöntem değil hani. Seçme hürriyetinizi kullanıp, özgürce alternatiflerden birini cevap olarak kabullenmek. Hakkını yemeyelim güzel sistem. Tıkır tıkır işliyor saat gibi. Milim şaşma yok, hata payı yok, risk yok.
İster komplo ister paranoya isterse de deli saçması diyerek işin içinden kolayca sıyrılabileceğinizi sanıyorsanız, aldanmıyorsunuz demektir; çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidiyor maalesef. 
Adına sistem mi dersiniz, düzen mi yoksa feleğin çarkı mı bilemem; lakin tek bildiğim hayatlarımızın mantar olma yolunda ilerlediği gerçeğidir.
Haddini aşan zıttına döner faraziyesinden hareketle bu kadar menfi bir yazının sonuçları müspet olur temennisiyle finale yaklaşırken beklenmedik bir sonla herkesi ters köşe etmek vardı ya…Durduk yere kimsenin fabrika ayarlarıyla oynamayalım. Ne gerek var günah keçisi olmaya. Susuyoruz ki sıra bize de gelebilsin. 
Şimdi siz bana; alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste ile aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın arasındaki yedi farkı söyleyin ben de size hayatın son kullanım tarihini ıskalamadan nasıl mutlu olabileceğinizi fısıldayayım.
“Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;//Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..” 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık