• 06 Ağustos 2014, Çarşamba 9:49
ErolKonal

Erol Konal

Bir Güzel Adam
Şu an elimde “…….. ……….'tan Erol konal'a duygu ve sevgilerle notuyla 2.2.97” tarihinde imzalanmış bir kitap tutuyorum.
Bu yazı bu notun hikâyesidir. Bu hikâye Samsun'da başlamış, İstanbul'da bir kitap fuarında taçlanmış sonrasında acı tatlı hatıralarla devam etmiş ve yakın zamanlarda bir kanalda diziye adını veren “Yedi Güzel Adam” la yeniden depreşmiştir, iyi ki de depreşmiştir. 
Doksanlı yılların ortası. Samsun'da bir edebiyat öğrencisi. Lise tahsilinde okuduğu kitapların tamamını neredeyse üniversitenin daha ilk ayında okuyacak kadar lise yıllarını heba etmiş bir edebiyat öğrencisi! Ne bulsa okuyor, ne duysa dinliyor, ne görse izliyor. Nasıl bir susuzluksa bu içtikçe yanıyor, yandıkça susuyor, susadıkça kendini ya okulun(o yıllarda okul Baruthanede ve deniz hemen okulun eteğinde) kütüphanesine ya da Samsun Halk Kütüphanesine atıyor. 
Yine böylesine günlerin birinde eline bir kaset geçiyor. Üzerinde Orhan Gencebay yazsa da içinde henüz tanımadığı bir adam şiirler okuyor. Ki o yıllar henüz cd'lerin, mp3'lerin ipod'ların rüyalarda dahi görülmediği yokluk yılları. Hakeza internet, cep telefonunu hak getire. Varsa iyi kötü bir 'walkman'iniz havanızdan geçilmediği günler. Şimdinin nesli uzaylıdan falan bahsettiğimizi zannedebilir. Korkmasınlar, bildiğiniz kulaklıklı bir çeşit müzik dinlenilen alet.  Konudan sapmayalım. Gördüğünüz gibi teknoloji zararlı. Şurada oturup ağız tadıyla bir hatıranızı dahi anlatmanıza engel oluyor. 
Evet, bir adam sonradan İbrahim Sadri olduğunu öğreniyoruz şiirler okuyor değişik fon müzikleri eşliğinde.  Onca şiir arasında bir tanesine takılıp kalıyorum. “ 'Telgrafın tellerini kurşunlamalı'// Öyle değildi bu türkü bilirim//Bir de içime…” diye başlayıp, “Gamdan dağlar kurmalıyım//Kayaları kelimeler olan…”, “Bir de gencecik âşıkların yüreklerini bilirim…”, “Yazlar bilirim memleketime özgü//Yiğit köy delikanlılarının…”, “Güzler bilirim ülkeme dair// Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir…”, “İsyan şiirleri bilirim sonra/Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden…”, “Müslüman yürekler bilirim daha// Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet…” şeklinde devam eden ve “ Bütün bunların üstüne//Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim//Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim//Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli//Adın kurtuluştur ama söylememeliyim// Can kuşum umudum canım sevgilim.”, özlemiyle biten.
Nasıl bir şiirdir ki bir yandan sardırıp sardırıp dinliyor bir yandan sözlerini yazmaya çalışıyorum. Bütün işi gücü bırakıp hemencecik ezberleyip başlıyorum gizli bir zikir gibi mırıldanmaya. Her okuyuşta ayrı bir tat, her okuyuşta bambaşka manalarla zihnim gönlüm allak bullak oluveriyor. 
Kaset doldurma.  Haliyle kayıt kuyut yok. Kimdir, kimin nesidir bu destanımsı şiir, herhangi bir malumat yok. Tek öğrenebildiğimiz okuyan. Yok ki her köşe başında bir internet cafe Google birkaç mısraını yazıp şairin bütün şeceresini saçalım şöyle ortalığa. Bilgiye erişimin meşakkatli olduğu demler. Bilginin değerliği olduğu, önemli olduğu zamanlar. Bilginin yanıltmadığı, kirlenmediği günler. Bilgiyle hala amel edilebildiği vakitler. Şimdi bir de mum olaydı tam bir ortaçağ romantizmi!
Sonra ne oldu nasıl oldu bilinmez şiirin şairini arama sevdasından vaz mı geçtik yoksa araya başka şeyler mi girdi geçmiş zaman hatırlayamıyorum şimdi. Yalnız şiirin her mısraı 'mıh gibi aklımda.' 
Tarih 97 olduğuna göre son sınıftayız. Hatırladığım yağdı yağacak kara bulutlarla örtük bir Beyazıt ikindisi. Kim bilebilirdi ki hikâyenin kayıp parçasının bu meydanda ortaya çıkacağını?
Beyazıt Camii avlusunda bir kitap fuarı. Değişik stantlarda yazarlar, şairler kitaplarını imzalıyor. Hatırlayabildiğim kadarıyla birkaç yazar kurulan platformun farklı noktalarında kitaplarını imzalamakta, okurlarla ayaküstü sohbetler etmekte.  
“Şiirler” diye bir kitap, Erdem Bayazıt etiketli. Gaye okula dönünce sınıftakilere hava atmak.  Bakın sahibinden imzalı şiir kitabı! Giriyoruz sıraya. Neticede fiyakamız olacak! Az buz değil bir şairden imzalı kitap sahibi olmak! Hele hele edebiyat okuyorsanız. Sıramız geliyor, “Erdem Beyazıt'tan Erol konal'a duygu ve sevgilerle notuyla 2.2.97” imzalanmış bir kitabı elimde tutuyorum. Allah'tan yoğunluk var ki birkaç söz etmeden hafif bir vücut çalımı ve buruk bir tebessümle sıradan çıkıyorum. 
Yol uzun. İstanbul nire Samsun nire? Bir yandan sınıftaki forsumuzu düşünürken bir yandan da kitabı rastgele karıştırıyorum. Aman Allah'ım! “Sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair” başlığı altında, “ 'Telgrafın tellerini kurşunlamalı'// Öyle değildi bu türkü bilirim//Bir de içime…” mısraları akıp gidiyor. Anlatılamaz bir ruh hali, şaşkınlık, sevinç… Anlayacağınız ne kadar ünlem cümlesi varsa hepsini aynı anda yaşamaktayım. Canım güzel ülkem gibi. Hani hep denir ya dört mevsimi aynı anda yaşayabileceğiniz tek ülke Türkiye'dir, diye. 
Hayat böyle işte. Ne zaman nerede neyle karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Belki de hayatı güzel kılan da bu. Kesin olansa bir hikâye biterken bir diğeri başlıyor…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık