• 14 Ocak 2020, Salı 16:39
ErolKonal

Erol Konal

Bir Çentik de Bizden

Gece sabaha kavuştuğunda başlardı şarkısı kuşların. Tatlı bir rüzgâr açık pencereden sessizce içeri süzülürken yarısı açık perdelerle oynaşırdı gizliden gizliye. 
Rüzgâr hiçbir zaman yalnız başına gelmezdi. Ya az önce uğradığı çiçek bahçelerinden devşirdiği en güzel çiçek rayihalarını önüne katar kovalar ya da biraz önce üzerinden geçtiği denizden ardına takılan tuzlu deniz kokusunu ardı sıra sürüklerdi.  
Bazen de rüzgâr kendisinden sonra yağan yağmurun ardında bıraktığı taze toprak kokusuna bizzat eşlik eder ve onu beraberinde uğradığı her yere götürüverirdi.
Hayat yavaş yavaş yeni bir güne uyanırken güneş ışınları da sözleşmişçesine rüzgârın oynaşmaktan bıkmadığı perdelerin orasından burasından büyük bir neşeyle doluverirdi içeriye. 
Dünün bütün yorgunluğunu alan gece kendi kendine katlanan bir örtü gibi ağır ağır huzurdan çekilirken sahne yeni oyuncuları için adeta yeniden kurulmaktadır bu saatlerde. 
Bütün bir tabiat gerine gerine uykusundan uyanır, sessizlik yerini tatlı bir telaşeye bırakırdı. Hafif bir çisenin tepelerini yaladığı ağaçlar, başlarını okşadığı otlar güneşin ilk ışıklarıyla aheste aheste kurulanırken köşelerine çekilmiş olan hayvanat da teker teker kendilerini göstermeye başlardı sağdan, soldan.  
Sanıyorsanız ki yaşananlar dünün, bir önceki günün, daha daha önceki günlerin tekrarıdır, biz de deriz ki aldanıyorsunuz. 
Öyleyse tam olarak ne olmaktadır ve olmakta olanlar neden olmaktadır? 
Aslında tüm bu olup bitenler, soracak sorusu olanlar, sorularına cevap arayanlar, aldığı cevapla yetinmeyenler için olup bitiyor desek, yanlış olmaz sanırım. 
Bütün bu olanlar rutin bir döngü, çıkışı olmayan bir labirent yahut bir devri daim gibi geçse de kayıtlara, aslında olmakta olanlar asla aynı şeyler değildir ve değildir ne öncekilerin bir tekrarı ne de sonrakilerin aynısı ne kadar bezerlerse benzesinler birbirlerine ve ayırt edilemeseler de birbirlerinden! 
Dalından düşen yaprak, yağmur yüklü bulutlar, kokusuyla, rengiyle bizi sarhoş eden çiçekler… Hepsi kendi lisanlarınca hayatın manasına dair neler neler söylerler görmesini bilen gözlere, işitmesini bilen kulaklara, sevmesini bilen yüreklere. Hayat asla bir tekrarlar silsilesi değil, bir fırsatlar yelpazesidir okumasını bilene. Elbette ki kendilerini mazeretler, bahaneler kabristanında görenler için hayat bir dejavular yanılsamasından fazlası olamayacaktır! Herkesçe bilinir ve herkesçe iyi bilinmelidir ki hayatta ölüm değil, yaşamdır esas olan. Son değil başlangıçtır, önemsenen. Yok olmak değil, dirilmektir murat edilen ve vaat edilen.
Nereye varacak bu hikâyenin sonu diye meraklananlar için uzatmadan söyleyelim ki siz nereye isterseniz oraya çıkacaktır bu hikâyenin sonu. Diyorsanız ki biz hala çözemedik bu yazının sırrını, biz de deriz ki kim çözebilmiş ki hayatın gizemini?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık