• 08 Kasım 2017, Çarşamba 7:54
ErolKonal

Erol Konal

BİR ANNENİN DUASI
 “…
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
…”*


Allah'ım bana öyle bir evlat nasip et ki; saçları altın sarısı, gözleri gökyüzü mavisi gibi olsun. Kalbi kelebek kanadından narin, sözleri kılıçtan keskin, şefkati engin dağlar gibi olsun.
Dürüst olsun, düşmanı bile ona çok güvensin. Adil olsun, kişiye göre değil, olaya göre hüküm versin. Ne haksızlık yapsın ne de yapılan haksızlığa boyun eğsin.
Ay yıldız sevdalısı, milletinin aşığı, mücadelenin simgesi olsun. Yokluktan varlığa uzanan bir yolda ayaklarına batan dikenlere aldırmadan doğru bildiği yolda yürüsün.
Sevgi dolu olsun, küçük bir çocuğun yüreğine baba sevgisiyle dokunsun.
Yılmasın, verdiği sözden dönmesin, lider olsun, önder olsun, kahraman olsun.
O, vatanına, vatanı ona minnettar olsun.
Özü ata, sözü Türk, gücü Atatürk olsun.
Halkı onu, o, halkını çok sevsin.
Şiirler söylesinler onun için, marşlar yazsınlar. Yürüsünler ardınca hiç durmamacasına.
Unutmasınlar, hep hatırlasınlar. Anlasınlar en çok da.
Ortak olsunlar hayallerine. Yoldaş olsunlar fikirlerine. Sırdaş olsunlar sözlerine. Kalpten olsunlar hislerine. Umut olsunlar düşlerine.
Ne kutsasınlar onu ne yüceltsinler ne de sahipsiz, kimsesiz bıraksınlar. Ne erişilemez, ulaşılamaz, dokunulamaz kılsınlar onu ne de yalnızlaştırıp, sıradanlaştırsınlar. Ne herkes gibi bilsinler ne de ayrı gayrı tutsunlar kendilerinden.
Unutmasınlar ki o da bir anne kuzusudur, bir baba yadigârıdır, bir kardeş hatırasıdır.
Unutmasınlar ki o da koşup oynayacaktır çocukluğunda. Kovaladığı gibi kargaları tarladan, günü gelince düşmanları da kovalayacaktır memleketten.
Unutmasınlar ki onun da başında kavak yelleri esecektir gençliğinde. Gün gelince de sevdasını ilmek ilmek dokuyacaktır gençlerin yüreklerine.
Unutmasınlar ki onun da olacaktır üzüntüleri, kırgınlıkları, pişmanlıkları yaşadıkça. Ama gün gelecek üst cebinden hiç eksik etmediği mendiliyle silecektir yetimlerin gözyaşını; saracaktır öksüzlerin yarasını.
Ve tıpkı o mendil gibi ülkesini, vatanını, yurdunu, insanlarını hep orasında, her zaman göğsünde, her daim kalbinde taşıyacaktır, yaşatacaktır, saklayacaktır.
Dört mevsim. Dört tablo. Dört sahne. Dört hikâye. Dört hatıra. Dört selamlama. Dört dokunuş. Dört nüans. Dört yorum.
Karanlıktı ve sonbahardı. Bir anne yağmurlu bir gecede ellerini semaya kaldırmış, yakarıştaydı. Bilmiyordu ki duası sadece kendi kaderini değil ülkesinin kaderini de değiştirecekti.
Şafaktı ve kıştı. Çiçekler açarken dağlarda günler bahara teşneydi. Ve bir dua dalga dalga büyüyordu kalplerde. Manga manga, bölük bölük, tabur tabur ilerliyordu cephelerde. Kadın erkek, çoluk çocuk, genç ihtiyar yayılıyordu dillerde.
Umuttu ve ilkbahardı. Tohumlar meyveye, ağaçlar çiçeğe, rüyalar gerçeğe durmuştu. Her şey daha yeni başlıyordu. Bahar için terlemek gerekiyordu. Elinin kanamasına, güneşin yakmasına aldırmadan dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek için kararlılık gerekiyordu, azim gerekiyordu, sabır gerekiyordu.
Sonsuz aşktı ve yazdı. Sevmişti, çok sevmişti, sevilmişti çok, çok sevilmişti. Sevgi karşılık bulmuş, saygı kök salmış, aşk kemale ermişti. Ve dua kabul olunmuştu.
Artık dört mevsim değil her mevsim bahardı.
*Safahat, Mehmet Akif ERSOY, M. Ertuğrul DÜZDAĞ, İz Yayıncılık, 3. Bs., Sh: 194

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık