• 09 Mayıs 2018, Çarşamba 8:58
ErolKonal

Erol Konal

BİLMEDİĞİNİ ANLAMAK ÜSTÜNE
Aslında üzerinde günlerdir çalıştığım bir başka yazı olacaktı bugünkü köşede. Ama fark ettim ki söylediğim ve yazdığım neredeyse hiçbir konuyu dört başı mamur bilmiyorum! Kıyısından köşesinden, orasından burasından künhüne hâkim olmadan esip gürlemişim, ahkâm kesmişim bunca zaman. Hem kafanızı şişirmiş hem de vaktinizi çalmışım, en değerli hazinenizin vaktiniz olduğunu bile bile.
Neyse efendim bir girizgâh için yine uzun kaçan bir açıklama oldu.  Hâlbuki öğrencilere derslerde yazıların giriş paragraflarının kısa ve etkileyici olmasını salık verirken kendimizle burada da bir tenakuz yaşamaktan kurtulamadık yine. 
Ne mi söylemeye çalışıyorum?  Diyelim ki çiçeklerden bahsedeceğim bir yazıda. Ama bildiğim birkaç çiçek adı ancak o kadar. Hangi çiçek nasıl kokar, hangisinin rengi kırmızıdır, hangisinin sarıdır rengi, hangileri mavidir, hangileri yeşildir, beyazdır, mordur bilmiyorum mesela. Sonracığıma birden fazla renkli çiçekler var mıdır, bunların şekilleri nasıldır, neye benzerler ayırt edemiyorum. Hangi çiçekler evde, hangi çiçekler kırda daha iyi büyür, serpilir, gelişir, boy atar ya da solar, yerini yadırgar hiç bilemiyorum. 
Vardır sonra her çiçeğin bir öyküsü, anlamı, mesajı ve kullanım alanı da bendeniz onlardan bihaberimdir yine. Özel günlerde, törenlerde hangi çiçek/ler tercih edilir çok bilemem. Hâsılı sıkça çiçekler arzı endam eder yazılarımda da ne ben onları tanırım ne de onlar da bana kokularını, renklerini,  hikâyelerini açar…
Gelin çiçeği ile düğün çiçeğinin farkı nedir bilmem. Amber çiçeği ile atlas çiçeği, çadır çiçeği ile çanta çiçeği, boru çiçeği ile çan çiçeği, Hint çiçeği ile Latin çiçeği, salon çiçeği ile saray çiçeği, kanarya çiçeği ile kelebek çiçeği, muhabbet çiçeği ile mum çiçeği, kar çiçeği ile narçiçeğinin farkları nelerdir, kokuları nasıldır, bu adları onlara kim vermiştir, isimlerini şekillerinden mi kokularından mı yoksa bulundukları yerlerden dolayı mı almışlardır bilemem.
Açelya, nefse hâkimiyet; akasya, güzellik, zarafet, dostluk; defne, şan, ün, görkem;  fesleğen, iyi dilekte bulunmak; fulya, geri dön; gül, her renginde ayrı bir mana her manasında ayrı bir mesaj yüklü maşallah; hanımeli, ömür boyu bağlılık; hercai menekşe, senden şikâyetçi değilim; ıhlamur, evliler için;  kaktüs, içtenlik(gerçekten); kamelya, kusursuzluk; karanfil, yine renklerinden anlam beğen beğenebilirsen o kadar çok ki; kasımpatı, Atatürk'ün en sevdiği; krizantem, gerçeği söylemek;  lale, aşk; leylak, ilk görüşte aşk; menekşe, duygularınıza sahip olun; mimoza, alınganlık; nergis, saygılarımla; orkide, çok özelsin; papatya, temiz bir kalp; portakal çiçeği, karşılıklı aşk;  sardunya, için rahat olsun hep yanındayım; sarmaşık, aşkıma sadığım; zambak neşeli ve çekicisin gibi anlamlara geliyormuş! Duyarım isimlerini ve bilirim kimilerini de ama yine de çoğunu diğerinden ayıramam ve kokularını bilemem, anlamlarını birbirine karıştırırım. 
Adları hoşuma giden, duyduğumda içimi ısıtan çiçekler vardır sonra: erguvan gibi, gelincik gibi, hüsnüyusuf gibi… Kuşkonmaz, küstüm çiçeği, sümbül, şebboy, yaban gülü, yenibahar… Her biri insanımızın sıcaklığını, onların doğayla kendileri arasında kurduğu koşutluğu ve bağı hatırlatır bana. Etrafına duyarlı, tabiatla iç içe yaşayan mutlu mesut insanlar belirir gözümün önünde. 
Hele balkonlarda, pencere önlerinde ve evin muhtelif bölümlerindeki saksı çiçekleriyle kurulan iletişimi, onları ailenin diğer fertlerinden ayrı gayrı görmeyen hal ve tavırları hayranlıkla ve gıptayla seyreder de kendim de o özveriyi ve itinayı pek göremediğimden daha doğrusu müşkülpesentliğimle onları ihmal edeceğim endişesinden izleyici olarak kalırım hep.
Renkler vardır bir de. Özellikle de gökkuşağının renkleri. Hadi ben en çok maviyi severim. Ancak açık maviyi mi daha çok severim havai maviyi mi bilemem. Koyu maviyi mi tercih ederim Akdeniz mavisini mi cevaplayamam. Boncuk mavisiyle çivit mavisinin farkı nedir tam olarak söyleyemem. Deniz mavisi mi gece mavisi mi yoksa gökyüzü mavisi mi deseler tabii ki gökyüzü mavisi derim tek kalemde. Kristal mavisi ile lavanta mavisi bir tarafta, maden mavisi ile okyanus mavisi diğer tarafta birini seçmem söz konusu olsa okyanus mavisinin grubuna gönlüm meyleder. Benim içinse varsa yoksa deniz mavisiyle gökyüzü mavisi. Onlar arasında seçim yapamam. Birini diğerine değişmem, değişemem. Sorarsanız bana ne anlam ifade ettiklerini bir çırpıda size sayıp dökemem belki. Ama onlarsız yapamam, onlarsız yarım, onlarsız eksik olduğumu bilirim.
Sırada daha binlerce renk varken hikâyeleri anlatılacak ben onları da pek bilemem hatta sürekli birbirine karıştırıp dururum. Rengârenk bir dünyada renkler cümbüşü içinde yaşayıp çoğunun adını sanını bilmeden yaşayıp giderim kendi halimde.
Kuşları unutuyordum az daha. Ya balıkları ne yapacağım?
İnsanlar var daha sırada. Bulutlar sonra. Hayvanlar. Ağaçlar… 
Ülkeler var sonra. Gidilip, görülüp, konaklanıp, kendi şehrimle karşılaştırılarak anlatılacak kentler var daha. Okunan onca kitaba rağmen hala daha sırasını bekleyen sayısız kitaba ne buyrulur? Dinledikçe bıkılmayan şarkılar var sonra, okudukça tazelenen şiirler… Tekrar tekrar izlenecek filmlere gelmedi daha sıra. Az kalsın unutuyordum çekip çekip de depoladığımız onca fotoğraftan söz açamıyorum bile!
Bilmediğim, görmediğim, duymadığım, yapamadığım ne çok şey var; en başta da kendim. Belki de yola, uzaklardan değil de en yakından, kendinden çıkmak gerekiyordur!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık