• 30 Mart 2016, Çarşamba 8:53
ErolKonal

Erol Konal

Benim Hala Umudum Var
 Zor zamanlardan geçiyoruz. Büyük imtihanlarla sınanıyoruz. Kalplerimiz paramparça, düşüncelerimiz karmakarışık. 
Kelimelerin el yaktığı, cümlelerin bıçak gibi kestiği, sözlerin hükümsüz olduğu demlerden geçiyoruz. 
Tahammül sınırlarının zorlandığı olaylarda pişiyoruz. Akla, sağduyuya, mantığa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan günleri yaşıyoruz. 
En ufak bir ihmalin, en küçük bir yanlış anlaşılmanın büyük badirelere neden olabileceği olaylar peşimizi bırakmıyor. 
Duygu ve düşüncelerimizi kontrol edebilmek gitgide zorlaşıyor. Karşı karşıya değil yan yana olmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. 
Bizi biz yapan değerler hızla aşınıyor. Aynalarda kendimizi tanıyamaz olduk. Başkalarına değil kendimize, el olduk çoktandır. Düşüncelerimiz değil kuşkularımız belirler oldu hayatımızı.   
Sevgimiz gibi nefretimiz de abartılı. Grilere hayat hakkı tanımıyoruz. Farklılıklara kapalıyız nicedir! İçimizde farklı farklı insanlar oluşmaya başladı, bir süredir. Bırakın sokağı, pazarı; kendimizi tanıyamaz olduk! 
Bir dünya kuralım derken binlercesini yıkar olduk. Bir kalp kazanalım derken bin kalp kırar olduk. Dostken düşman, düşmanken dost olduk. İyiyken kötü, kötüyken iyi olduk.
Sahi, biz neydik, ne olduk? 
Cevaplar sorularımızın yanıtı değil, sualler cevap bulmaya yönelik değil artık. Herkes duymak istediği cevapların sorularını sorar oldu. Üç maymun ne zamandır kapalı gişe oynuyor bütün sinemalarda.  Düşüncenin namusunu, doğruluğun erdemini, sevginin zarafetini, saygının naifliğini yitireli çok oluyor! 
Karamsarlık olanca kasvetiyle kuşatıyor evrenimizi. Kötümserlikte her gün yeni rekorlar kırar olduk. 
Ama her ne olursa olsun, her ne yaşanırsa yaşansın, değil mi ki bu can bu bedende. Değil mi ki iflah olmaz bir insan sevgimiz var. Değil mi ki dünyayı nefret değil aşk ayağa kaldıracak. Değil mi ki bir elin nesi var iki elin sesi…
Susması kolay, sessiz kalması da. Zor olanı söyleyebilmek, konuşabilmek. Beylik laflarla, günü kurtaran söylemlerle, aktüel çözümlerle bir yere varılamadığı gün gibi aşikâr. 
Sürekli şikâyet etmenin, ondan bundan dert yanmanın, ötekini berikini suçlamanın kimseye faydası yok!
Önemli olan bundan sonrası. Ne olacak, şimdi? Yarın bize neler getirecek? Sahi yarın ne olacak, ertesi gün, daha ertesi gün?.. Bir bilinmezlik cangılında savrulup giderken hiçbir şey olmamışçasına, yokmuşçasına mı yolumuza devam edeceğiz, yoksa kim olduğumuzu hatırlayıp, hatalarımızla yüzleşebilme erdemini gösterebilecek miyiz?
Kimse kolay olacağını söylemedi. Dikensiz gül bahçesi ummak, hele hele bu çağda, bu coğrafyada..
Çatırdıyor üstüne bastığımız zemin, çatırdıyor gölgesine sığındığımız değerler. Yıkılıyor arkasına saklandığımız yalanlar, siliniyor hakikatle bağdaşmayan gerçekler… Şairin durun kalabalıklar, burası çıkmaz sokak tarifiyle yaşadıklarımız birebir örtüşüyor. 
Bir tek dünya var, o da hepimizin. Tek bir doğru var, o da ne yapıyorsak, kendimize. Doğru soru belki de, 'Nasıl hatırlanmak istiyoruz?' kadar basit, yalın ve nettir. Evet, nasıl anılmak, nasıl yâd edilmek istiyoruz? Geleceğe bugünden ne miras bırakacağız? 
İşte bu yüzden benim hala umudum var… Çünkü dünyayı bu hale getiren biziz. Biz, yani insanoğlu. Kurtaracak da biziz…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık