• 22 Eylül 2016, Perşembe 8:54
ErolKonal

Erol Konal

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok..
 Bir çizgi çektim her şeyin üstüne diyebilse, insan; kapattım kapıyı ve bitti her şey. Yıktım köprüleri, yaktım gemileri demekle halloluverse bütün meseleler…
Dokunmakla düzelmiyor belki ama dokunmadan da olmuyor ki… Sevmekle aşılmıyor belki ama sevmeden de yaşanmıyor ki…
Susmakla olmuyor, konuşmakla çözülmüyor, gitmekle kaçılmıyor, dönmekle bitmiyor…
Bazı kelimelerle cümle kurulmuyor, kurulamıyor. Bazı kelimeler olmadan da cümle olmuyor. Kelimeleri kelimelere eklemekle de cümle ol(un)muyor... Bir önceki cümlede şair demek istiyor ki her insanla anlaşılamıyor; lakin bazı insanlarsız da yaşanmıyor, yaşanamıyor. 
Yukarıdaki paragrafın ana fikri nedir, sorusuna klasik usulde cevap vereceksek eğer; yazar demeye çalışıyor ki insan var, insandan içre; insan var, insanlıktan dışarı!  
Her söz her yerde söylenmiyor. Söylenen her söz iz bırakıyor muhakkak; fakat söylen/e/meyenler daha çok kanatıyor. 
Gönül çoraksa dil neylesin? Zihin kuraksa fikir ne yapsın? 
Sevgi yorulmuşsa, saygı azalmışsa, zaman daralmışsa demek ki…
Bir adımla başlıyor ve bitiyorken her şey. Bir nokta ayırıyorken iki farklı hükmü birbirinden. Virgüller belirliyor artık hayatlarımızı. Cümlelerin söylediklerinden çok söylemedikleriyle ilgiliysek şimdilerde. Kalıcı, sürdürülebilir değil, palyatif çözümlerle düşe kalka gidiyorsak nicedir. 
Aynı gökyüzünün altında ayrı tanrılara el açmak kadar anlamsız olabiliyor bazen hayat. Sevdikleriniz kadar sevmedikleriniz de var hayatta. Her daim yanımda olsun dedikleriniz kadar bir daha hiç karşılaşmayayım dediklerinizin sayası yabana atılır gibi değil. Bütün bunlardan sonra sevmek zorunda değiliz belki herkesi; ama saygı duymak mecburiyetindeyiz, inancımızın, kültürümüzün en önemlisi de insanlığımızın gereği. 
Şimdi durduk yere ve hiç gereği yokken tamamen bambaşka bir konuya geçiversem ya da farklı bir giriş denesem ne bileyim ikinci bir şans gibi yahut bir bilinç yarılması/ bölünmesi gibi bir teknik denesem…
Bilerek kırdıklarımız bilmeyerek kardıklarımızı katlamaya başlamışsa, konuştuklarımız sustuklarımızın yarısı kadar bile değilse, yitirdiklerimizi anmaya, unuttuklarımızı hatırlamaya gereksinim duymuyorsak fazla söze ne hacet!
Siz de benim gibi içinize Emre Aydın kaçmış gibi hissediyorsanız tehlikenin boyutlarını varın siz düşünün artık. 
Aslında son zamanlarda hep bir şey gibiyiz. Hasta gibiyiz, yalnız gibiyiz, sevgiden nasipsiz, saygıdan bihaber gibiyiz. Ukala gibiyiz, bilmiş gibiyiz, büyümüş de küçülmüş gibiyiz. Hâsılı gibiyiz, gibiyiz, gibiyiz…
Hani var ya şimdilerde mış gibi yapmak, işte tıpkı öyle gibiyiz!
Kelimelerin bir kabahati yok. Cümleler senden, benden masum. Düşüncelerinse hiç mi hiç kabahati yok. 
Dağılan kalpler değil, sevginin mayası. Çürüyen yapraklar değil, insanlığımız. Kokuşan çöpler değil, ruhlarımız. 
Ne yıkılan duvarlar ne devrilen ağaçlar ne solan çiçekler ne ölen martılar da mesele değil. 
Acı desem değil. Sancı desem değil. Ağrı desem hiç değil. Dilimizin ucunda, yüreğimizin merkezinde, aklımızın bir köşesinde atsan atılmaz, satsan satılmaz bir illet ki ne tarife sığar ne izana… 
İşte böyle ey okur! Bu da böylesi bir yazı…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık