• 31 Ekim 2014, Cuma 9:07
ErolKonal

Erol Konal

Başlığıyla İlgisiz Yazı
 Yoktu gücü. Kalmamıştı takati. Tükenmişti direnci. Bitmişti kuvveti.
Kısaydı cümleleri. Sadeydi söyledikleri. Basitti istekleri. 
Yorgunluğunu acizliğe yoranlar yanılıyordu tıpkı suskunluğunu bıkkınlığına vermeleri gibi.  İster sıradan olsundu adı ister tek düze; ister monotonlukla nitelendirilsindi ister yeknesaklıkla, fark etmezdi kendisi için. 
Nasılsa sonu yoktu yaftalamaların. Nasılsa hayatta etiketleyenlerin adedi sonsuzken etikenlenenler bir elin parmakları sayısıncaydı. 
Rüzgârdı bu canı nereden esmek isterse oradan eserdi. İyiyle kötünün arasında duran sadece ama sadece bir tercihti. Doğruyla yanlışın arasındaki fark da bir seçimden fazlası değildi. Size düşen yönünüzü tayin etmekken eylemsizliğinizi rüzgârın insafına bırakmanız mazlumluğunuzla değil şuursuzluğunuzla izah edilebilirdi. 
Köşe başlarını tutanlar kadar köşe başlarını kaderlerine terk edenler arasındaki çizginin inceliği arkadaki siyah-beyaz fonda nasıl görünüyor diye meraklananlar en son ne zaman aynaya baktıklarını bir hatırlayabilirler mi? 
Fikrin barın(a)madığı dimağlarda, sevginin uğra(ya)madığı gönüllerde, yağmurun ıslat(a)madığı sokaklarda, çiçeklerin aç(a)madığı baharlarda, çimenlerin kirlet(e)mediği bahçelerde dolaşanların nasibine gaflet ve dalalet hatta hıyanetten başka ne düşebilirdi ki?
Fatura ödemekten niçin sürekli ödeme kuyruklarında bir ömür tükettiklerini düşün(e)meyenlere değildir, sözümüz; tıpkı önlerine konulan seçeneklerden birini seçmekle özgür olduklarına inananlara olmadığı gibi. Yanlışların doğruları götürdüğü bir sistemde bütün suçu sisteme yükleyip kendilerini temize çekenlerle tek ortak noktamız aynı koridorları farklı yönlerde arşınlıyor oluşumuzdur. 
Hatasız insan var mı ki kusursuz sistem olsun diye ortalığı velveleye verenlerin bizden tebrik ve takdir beklemek yerine neden oldukları garabete bir an önce nedamet getirmelikerdir ki kaçmakta olan trenin son vagonuna bir umut yetişebilsinler. 
Her soruya cevap vermek, her bir haltı bilmek marifet gibi addedilse de meselenin hiç de öyle sanıldığı kadar cazip bir sonla neticelenmediğini ömrünüzün geri kalanında ödeyeceğiniz faturaların hiç eksilmemesinden anlayabilirsiniz. 
Durduk yere ağzımızın tadı bozulmasın diyorsanız peynirin büyüklüğüne vurulup yolun kısalığına aldanmadan bu işte bir gariplik var diyip yürümeye devam etmelisiniz. Pembe hayallere giden yolun gri gerçeklerle döşenmiş olduğunu bilmem hatırlatmaya lüzum var mı?
Aslında mesele gayet basit. İki artı iki eşittir dörtse matematikte, atılan her cisim bir şekilde yere düşüyorsa fizikte ve bir damla, bir damla daha iki damla değil de daha büyük bir damla ediyorsa edebiyatta, hayatın da kendince dinamikleri olduğu hatırdan uzak tutulmamalıdır son tahlilde. 
Ne bekliyorsunuz? İlk adımı da ben atayım! Öyle olsun. “Bir insanı sevmekle başlar her şey” diyordu, Sait Faik. İnsanı. İnsanı sevmek. Anahtar sevmek. İnsanı, hayvanı, ağacı…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık