• 17 Kasım 2016, Perşembe 8:04
ErolKonal

Erol Konal

ADINI BİLEN YAZSIN
 Şiir mi yazsam hikâye mi? Roman mı okusam film mi seyretsem? Yoksa çıksam dolaşsam mı sahilde? Az sonra hırçın dalgaların sileceğini bile bile adını mı yazsam kumsala?
Bir bardak çay söylesem yanına da bir simit. Balıkçı motorlarını kovalamaktan yorulan martılarla paylaşsam yarısı yenilmemiş simidimi. Güneş buluttan bir çıkıp bir kaybolmasa ya da bu mevsimde bu kadarını bulmuşuz deyip halimize şükretsek. Elimizin tersiyle buğulanan gözlerimizi silsek. 
Sonra başlasak karıştırmaya eski sayfaları tazelenen çayların eşliğinde. Çıksak zamanda bir yolculuğa. Şair gibi hükmetsek zamana ve mekâna.  
Avare avare arşınlasam mı sokakları Sait Faik gibi? Balıkçı lokantalarına mı uğrasam sonra? Dönüşte ada vapurunu kaçırıp gecenin karanlığında yağmurlarda mı ıslansam? 
Benim de ceketimin cebinde gizli dünyalara, taze hikâyelere, gizemli yaşamlara açılan kapılar var mıdır acep? Ben de sevmiş miyimdir hiç görmediğim insanları? Mesela yarının ne getireceğini düşünmeden uykuya dalmış mıyımdır? 
Eyüp'e, Haliç'e, Kâğıthane'ye bakarken gördüklerim Piyer Loti'ninkilerle aynı mıdır? Hangi tepesi daha azizdir şu İstanbul'un sorsak mı Yahya Kemal'e? Artık ardımıza bakmadan yürüyemiyoruz desek kaldırımlarda elimizden tutar mı Necip Fazıl?
Değilse adımız Namık Kemal sevmiyor muyuzdur vatanımızı? Bilmiyorsak Kızılelma'mızı suç Ömer Seyfettin'de  midir? Şaşırıp kalıyorsak durmadan, suyun boğduğunu, ateşin yaktığını yeni öğreniyorsak, her mihnet kabulümüz olmuşsa artık Cahit Sıtkı neylesin? 
Gözlerimizi ne kadar kapatırsak kapatalım duyduğumuz sadece bir gürültüyse ve seyredilecek bir İstanbul mazi kalbimde yaradır olmuşsa Orhan Veli ne yapsın? Güzel havalarda eve tuzla ekmek götürmeyi mi unutsun yoksa âşık mı olsun?   
Unutmak sadece Mihribanların kaderine mi yazılmıştır? Düzen böyle diye bu gemide, eskilerin yenide yitmesine hangi Karakoç dur diyecektir? Evet, var, var daha ıhlamurların çiçek açmasına da sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim, af dilemeye geldim diyebilmek için bengisu pınarlarında su kalmış mıdır ki? 
Hey gidi Han Duvarları şairi ne han kaldı ne hancı lakin şu zalim duvarlar yıkılmadı gitti! Çoban mı olmadık 'Bingöl Yaylaları'nda? Fahriye Ablayla tepeleri karlı Erzincan dağlarında mı gezmedik? Elimizde kazma, kara toprağı mı dövmedik sazın tellerini kanatan Veysel'cesine? 
Altımızda deve kalbimizde vatan Necid çöllerinden mi geçmedik Akif'le? Göğsümüzü mü siper etmedik Mehmet'imizle?  Üstümüzdeki paltoyla, mürekkep yoksa kömürle, kâğıt yoksa duvarlara mı yazmadık İstiklal Marşı'mızı? 
Yunus gibi gönülleri avlasak, Mevlana gibi semaya dursak. Karacaoğlan gibi çiçekleri dersek, Köroğlu gibi nam salsak. Fuzuli olup aşk derdiyle Mecnun gibi çöllerde Leylayı düşlesek, Şeyh Galip gibi hüsn denizlerinde aşk gemilerini yürütsek. Nedim gibi eşine rastlanılmayan periler görüp, Naili gibi cihanda nihan olsak.  
Nef'i kadar pervasız, Dadaloğlu kadar yiğit, Kazak Abdal kadar mert, Emrah kadar yanmış olsak. 
Tevfik Fikret'in 'Sis'ini, Haşim'in 'O Belde'si dağıtsa; Servet-i Fünuncuların kasvetini, Mili Edebiyatçıların vatan sevgisi. Tahir olmak da ayıp olmasa Zühre olmak da. Garip olan birinci yeniciler mi yoksa anlaşılmayan ikinciler mi? Aşkın en saf halini şairler mi bilir yoksa diğerleri mi? Şiirde esas olan muhteva mıdır şekil mi? Hayatımızı yazsak roman olur mu? 
Ayşelere “Ateşten Gömlek” giydiren Halideler, ıpıssız gecelerde kağnıları yürüten Elifleri destanlaştıran Fazıl Hüsnüler; Ayşeleri, Elifleri onurlandıran Ferideler yetiştiren Reşat Nuriler… 
Ve siz Anadolu'm gibi bin bir baharı sinelerinde saklayan, 'y, z' kuşakları! Hala ne diye oyunda oynaştasınız, siz de Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasınız.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık