• 01 Mayıs 2019, Çarşamba 16:33
A.Dursun YILMAZ

A. Dursun YILMAZ

Üreticinin Çıkmazına Çalıştay İlaç Olamayacak!

Son iki yazım, fındık çalıştayı üzerineydi. Biraz daha devam edelim. Çalıştayda varılan sonuçları dile getirmiştim. Çalıştayların, sorunu tanımlayacak, tartışabilecek, her boyutunu ele alabilecek donanımlı ve farklı disiplinlerden oluşmuş insanlarla yürütülmesi beklenir. Toplumun her kesiminin veya sorunun taşıcılarının katılmadığı, görüş bildiremediği bir çalıştay sübjektif değerlendirmeleri sonuç olarak açıklayacaktır. Diğer yandan düzenleyen kamu otoritesi de bunlar eksik söyler, farklı söyler, istediğimizin dışında söyler, amirlerimizi kızdırmayalım, üstlerimize açıklayamayız dediğinde de sübjektif değerlendirmeler, sonuç olarak ortaya çıkacaktır. Yine, hukuki çerçevenin sınırlarının aşıldığı, yetkinin olmadığı gibi ön yargılarla tartışmalar sınırlandırılır ise o çalıştaydan da verimli sonuç alınabilmesi mümkün olamayacaktır. Deyim yerinde ise “yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden eder” özlü sözü uygulanmıştır. Çalıştayda, farklı çıkar odaklarını korumak için gelen veya görünmez amaçları olan kimseler değil, konunun uzmanı, ülke çıkarlarını öne çıkartan bağımsız düşünebilen, farklı sesler bir araya gelmeliydi.   
*** 
Fındık, kuru üzüm, kuru incir başta olmak üzere geleneksel tarım ürünlerimiz ülkemizin sanayileşmesinin temel taşı olmuştur. Bu ürünlerin ihracı veya takası yoluyla fabrikalarımız yapılmış ve üretime sokulmuştur. 12.10.2017 tarihli “Demirin İçindeki Fındık” başlıklı yazımda Karabük Demir Çelik Fabrikasının yapılış öyküsünü anlatmıştım. Sadece Karabük Demir Çelik Fabrikası değil, 1926 yıllardan itibaren yapılan tüm şeker, bez fabrikalarının kurulmasında fındık, kuru üzüm, kuru incir, pamuk, zeytin, zeytinyağı gibi ürünlerin payı çok büyüktür. Çok büyüktür demek yetmez, tamamıyla bu ürünlerin ihracından elde edilen hâsıla ile bu fabrikalar yapılmıştır. Bu ürünlerin, dolayısıyla üreticisi köylülerin ülkenin kalkınmasında çok büyük emekleri ve payları vardır.       
*** 
Bu noktada 02.11.1935 tarihinde yürürlüğe giren Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanundan söz etmek gerekiyor. Daha doğrusu tasarının 28.04.1935 tarihinde TBMM'ne sunulması sırasında dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün okuduğu (günümüz diliyle sadeleştirilerek) gerekçeye kulak verelim:
“Zirai faaliyet ve üretim dallarının hangisinde olursa olsun en önemli safha, ticari safhadır. Bir kelime ile satıştır. Zirai üretim hayatının acı tecrübelerin verdiği dersle bu gün bağlandığı esas şudur: Yalnız üretimde bulunmak başlı başına amaç değildir. Yapılan üretimi uluslararası piyasaların verdiği imkân dâhilinde verimli şartlarla satabilmek gereklidir. Satılamayacak bir üretime para ve emek sarf etmek şahsi ve milli bir israftır. Şüphesiz ki bu çetin safhada bütün senelik emeği kıymetlendirecek olan bu devrede başarı, teşkilat, kuvvet ve dayanışmadan yoksun bir başına yapılan üretim yerine dayanışma ile hareket eden topluluğun birliğidir. Bu günkü şartlar içinde Türk üreticisinin, spekülasyon veya alacakları vasıtasıyla piyasaya istediği gibi hükmeden ve fiyatların zararlı dalgalanmasına neden olan aracılar dolayısıyla yetiştirdiği ürünler gerçek değerine sahip olamamaktadır. Tasarının kolladığı tek amaç, gerçek uluslararası fiyatların elde edilmesini kolaylaştıracak teşkilatlanmadır. … tarım satış kooperatifleri yerli ve yabancı ihracat firmaları ve şirketlerinin Türk üreticisinin bütün senelik zorlu emeğinin maddi ifadesi olan mahsullerini en uygun fiyatlarla satabilmek için yasal ve uyumlu bir rekabetle yarışmaları istenmektedir. … Türk üreticisinin yetiştirdiği ürünleri gerçek değerinden daha az bir fiyatla ve zamanından önce satmasına ve değişik sebepler dolayısıyla alivre satışların üretici ve memleket aleyhine suiistimal edilmesine engel olma amacı vardır. Bu amaca yönelik olumlu bir sonuç, üreticinin gelirini, dolayısıyla alım kabiliyetini artıracaktır. ….”              
*** 
84 yıl önce yapılan bu tespitlerin aynen geçerli olduğu aşikârdır. Üreticinin durumu, 1935 yılındakinden daha kötüdür. Fındık gerçek değerinden daha az bir fiyatla satılmaktadır. Üretici fiyatların zararlı dalgalanmaları altında ezilmektedir. Aracılar, üreticiyi değil, dış alıcıları düşünmektedir. Dayanışmadan yoksun bir üretim ve satış politikası işletilmektedir. Yerli ve yabancı ihraç firmaları, üreticinin bir senelik emeğini ucuza kapatma gayreti içindedir. Fındık fiyatının istikrarlı duruma getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık fiyatının 4 Dolar olarak açıklanması zorunludur. (+)(-) %5 bandında yani,  3,80 ilâ 4,20 Dolar arasında fındığı satın alınacağı hem üreticiye hem de dış piyasaya duyurulmalıdır. Aksi halde, Türk üreticisinin bütün senelik zorlu emeğinin maddi ifadesi olan mahsullerini en uygun fiyatlarla satabilmek mümkün olamayacaktır. Üreticinin sesine kulak vermeden varılan sonuçlar, ülke lehine olamayacaktır. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık