• 19 Şubat 2020, Çarşamba 16:39
A.Dursun YILMAZ

A. Dursun YILMAZ

Ticaret, Sanayi Adamı Hışır Mustafa Özcan Dede

Son dönemde Bulancak Organize Sanayi Bölgesi üzerine yazdıktan sonra Ahmet Fat ve Yakup Zere'den söz etmiştim. Bugün de bir başka ticaret ve sanayi başarısını anlatmak istiyorum.
***   
Ama öncesinde tarih biliminde yöntem üzerine birkaç söz söylemek gerekmez mi?  Tarih bilimi, ortaya çıkan olgu ve olayların yer, zaman bağlamında açıklamasını yapar. Bunlar arasındaki nedensellik ilişkisini de kurar. Bunun da ötesinde tarih, günümüz koşulları ile değil, o günün ortamı, çevresi ve genel durumu gözeterek değerlendirme yapmalıdır. Yani, bugünden bakılarak, geçmiş değerlendirilmesi yapılamaz. Elektriğin var olduğu bir zaman diliminin bakış açısıyla çıra kullanılan bir dönemin eleştirisi yapılamaz. Telefonun olduğu çağdan bakılarak, yalnızca sözlü ve mektuplu iletişimin olduğu dönemler anlaşılamaz. Barışın olduğu bir dönemden bakılarak savaşın olduğu bir dönem algılanamaz. Bu nedenle tarih, diğer disiplinlerden önemli ölçüde ayrı düşer. Mutlaka, dönemin koşulları içinde neden sonuç ilişkisi yakalanmalıdır. 
***   
Yaşamının yaklaşık üçte ikisini Osmanlı Devleti, kalanını Türkiye Cumhuriyeti döneminde yaşayan bir insandan söz ediyorum. Bu zaman dilimi içinde on-on beş yıl arasında doğrudan savaşın yaşandığı bir ortamın içindeki başarıyı dile getiriyorum. Osmanlı Devletinin son dönemlerinde devlet otoritesinin azaldığı veya kalmadığı, kuralsızlığın ve başıbozukluğun egemen olduğu bir zaman diliminden süzülen bir başarıyı anlatmak istiyorum. 
13 Mart 1943 tarihinde altmış yedi yaşında vefat ettiğine göre 1875-1876 tarihinde doğmuş olmalıdır. Doğduğu tarihin Osmanlı-Rus savaşlarının yaşandığı yıllar olduğunu anımsatıyorum. 
On üç-on beş yaşından itibaren ekonomik yaşamın içine girmiştir. Bugünkü adıyla Samugüney Köyünde, o tarihteki adıyla Talipli Köyünde yaşamaktadır. Diğer köylülerinden bir farklılığı yoktur. Yani varsıl değildir. Yaşının verdiği güçle her gün odun yaparak katırla, Bulancak Kasabasında yaşayanlara satar. Kasabadan satın aldığı pirinç, zeytin, zeytinyağı ve benzeri gıda ile gazyağı gibi ürünleri köyde satarak geçimini sağlamaya başlar. Dönemin koşullarını iyi analiz ederek günde birkaç katır yükü odunu satar. Odunun yazın hazırlanarak güzün ve kışın satıldığı düşünüldüğünde döneminde önemli bir ticaret işi olduğunu kavramak gerekir. Yine, bu dönemde “kar kuyusu” yaptırarak, kışın yağan karı biriktirdiği, yazın kasabada sattığını anımsatmalıyım. Bu faaliyetlerden önemli ölçüde birikim yaptığı anlaşılmaktadır. Sürecin içinde fındık alım ve satımı da yaptığı bilinmektedir. Yanında çalışanlar kâğıt üzerinde aritmetik işlemi zor yaparken okuma yazma bilmediği halde kafadan hızlıca hesap yapma becerisine sahipmiş. Bu dönemde fındık ihracatını başarmış bir kişidir. Nereden anlıyoruz. Yaklaşık yirmi yedi-yirmi sekiz yaşında iken Karadeniz ve Tuna Nehri üzerinden gemi ile Almanya'ya fındık götürerek sattığını Almanlardan öğrendik. 1903-1904 tarihine rastlayan bu dönemde ömrünün ve ülkenin nadir barış günlerinde bizzat giderek ihracatını gerçekleştirmiştir. Doğduğu tarihten sonra bulunan ve İstanbul'da telefonun 1908 yılında kullanılmaya başlandığını anımsadığımızda Almanya'ya gemi ile fındık götürmenin ne denli zor bir iş olduğunu, içinde barındırdığı riskleri anlatmaya sayfalar yetmez.  İşte bunu yapan bir insandan söz ediyorum. Almanya'ya satılan fındık, para olarak geri dönmez! Oradan satın aldığı makineyi getirir. Gelen makine ve buhar kazanını, bugün bicik/picik denilen yerde faaliyete geçirerek tomruk üretir. Tomruklar, Pazarsuyu Deresinin doğal akışı ile sahile gelir. Burada kayık, çatana imal eder. Aynı zamanda fındık ticareti de sürmektedir. Bu dönemde yaşanan talihsiz bir olayda yapımı bitirilmiş bir gemi, kızaktan denize ineceği günün öncesi gecesinde yanar. Yanmamıştır. Tersanesiyle birlikte yakılmıştır. Bunun oluşturduğu zorlukları burada anlatmayacağım. 1929 yılında “içhane” dediğimiz fındık kırma fabrikasının satın alınmasından da söz etmeliyim. Uzun yıllar, fındık ihracatı yapmıştır. Bu içhanede, kasabasının, köyünün insanlarını çalıştırmasını, yardımlaşma, işbirliği, dayanışma anlayışının bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. 
Ömrünün son dönemlerinde “Sokurcuk” denilen bugün küçük sanayi çarşısının ve konutların bulunduğu yerde tuğla, kiremit, çömlek, testi ve benzeri pişirilmiş ürünlerin üretimini yaptırması da kazanç sağlamaktan çok insanlara iş verme çabası olduğunu algılamak gerekir. Nitekim ölümünden sonra hızlıca bu üretime son verilir.          
 Yaşadığı dönemin çalkantıları, savaşları içinde bu denli iş yapan, üreten, insanlara iş verme çabasından başka bir şey düşünmeyen bir insanın, örnek alınmasından başka seçeneğimiz yoktur. 
 ***   
Altsoyu içinde okuyan, başarılı olan çok sayıda insan var. Tıp doktoru başta olmak üzere doktor, profesör, mühendis, komutan ve diğer mesleklerden çok sayıda insan var. Herkesin başarılı olması da gerekmez. Ya da, herkes kendi ölçüsünde başarılıdır. Ama içinde olduğum hiç birinin bu denli bir başarının sahibi olduğunu söylemek zordur. Başarı bireysel olduğu kadar toplumsal da olmalıdır.  Altsoyun içinde dünya çapında iş yapanlar ve başarılı olanlar yok değil, hiçbirini küçümsemiyorum, çok da önemsiyorum. Ama yeni ve yaratıcı iş alanı oluşturma, çok kişiye iş verme, üretim faaliyetinin bir parçası olma noktasında torunu Yakup Zere dışında bir başarı hikâyesini söyleyemeyeceğim.   
***   
Bugün Bulancak'ta, yalnızca ticaret ile başarı aranmaktadır. Ticaretin yanında arsa rantı, arsa, konut, araç komisyonculuğu ile başarı hikâyeleri yazılmak istenmektedir. Üretimin, sanayinin olmadığı yerde başarı tartışmaya açıktır.  Mutlaka, üretim ile buluşulması gerekir. Yürekli, cefakâr, cesaretli, girişimci insanların üretim öyküsüne ihtiyaç vardır. Hışır Mustafa Özcan gibi somut durumun analizini yapacak, odunu getirip pirinci götürecek, suyun gücünü kullanacak, suyun para etmediği yerde buzdan para kazanacak, Tuna'dan fındık götürüp makine getirebilecek ölçüde ufku geniş insanlara ihtiyacımız vardır. Kazanırken kazandırmasını da bilecek ölçüde dayanışmacı, yardımlaşmacı ve işbirliği duygusunu iliklerinde hissedecek insanlara ihtiyacımız vardır. 13 Mart tarihi yaklaşırken ölümünün üzerinden yetmiş yedi yıl geçmiş anne-dedem Hışır Mustafa Özcan'ı rahmetle anıyorum, başarısı önünde saygıyla eğiliyorum.      


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ünsal ARTUR Ünsal ARTUR 20.02.2020 12:52

Bir başarı hikayesi ancak bu kadar yalın, anlaşılır kaleme alınır. Bunlar zor şartlarda başarıyı yakalayan Anadolu kültürü ile yoğrulmuş değerlerimiz. Her kesimin örnek alması gerektiğini düşünüyorum. Elinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık sevgili Üstadım. Eksik olmayın

Ali TAŞTAN Ali TAŞTAN 21.02.2020 20:53

Makalenin son paragrafında ana fikrini yazmışsin. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde edinilen zenginlikler sadece kişisel olmaktadır. Önemli olan ülkenin zenginliğine katkı yapmak, istirham sağlamaktır. Makaleye konu olan dereyi kutluyorum. Allah rahmet eylesin. Mekanının cennet olduğundan da hiç şüphem yok. Bir teşekkürü ve kutlamayıda size yapmak istiyorum. Uzun süredir goremedigim makalelerini okuma imkanı verdiğin için . YeniaYeniakalelerinin gelmesini bekliyor eline emeğine sağlık diyorum.

tuncay usta tuncay usta 22.02.2020 23:53

giresun ve giresunlu için ışık olma sevdanızdan dolayı ziyadesiyle müteşekkirim kendi adıma vede onur duyduğum giresunluluğum adına...aslında her bir yazınız çok büyük anlam içermekte anlayabilenlere..ki en önemli engel giresunun kendi iç dinamiklerinin farkındalığının olması...selam saygı dua ile....

Nusret erdem ankara Nusret erdem ankara 23.02.2020 23:33

O zamanki şartlar bazen özel insanlar yaratiyir

Ahmet Dursun YILMAZ Ahmet Dursun YILMAZ 08.03.2020 15:14

İyi dilekleriniz,değerlendirmeniz için teşekkür ediyorum.

yukarı çık