• 24 Mayıs 2018, Perşembe 9:07
A.Dursun YILMAZ

A. Dursun YILMAZ

Tabi ki, Harcanacaksın!
 Günler, günleri; mevsimler mevsimleri; yıllar yılları getirir. Yirmi yılı aştı. Ne kadar çok zaman geçti. Bu sürede neler gördük ya da göremedik. Yirmi yılı aşkın olduğunu söylediğim günlerin birinde mülga Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Ankara İl Müdürlüğünü yapmakta iken Bitlis İl Müdürlüğüne sürgün edildim. Sürgün olmamı sağlayan siyasi güç, iktidar ortağı partinin Bulancak İlçe Başkanı ile Giresun Milletvekiliydi. Sürgün, Danıştay'ın kararı ile iptal oldu. Doğal olarak bir yıla yakın süren bu gidişler ve gelişlerle uğraşmak zorunda bırakıldım. Kendimden söz etmek için bu cümleleri yazmıyorum. Bir anma ve bir anısından söz etme amacındayım.
***
Kamu yönetiminde Müfettiş, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Genel Müdür, Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği, Müsteşar Yardımcılığı ve Müsteşar olarak görev yapmış üstadım, ağabeyim, amcam, dedem, büyüğüm, bir güzel insandan söz etmek istiyorum.
Sürgünden dönmeme rağmen görev verilmemesi üzerine bir ziyaretimde bir anısını anlatmıştı: Dönemin Sanayi Bakanlığında Teftiş Kurulu Başkanlığı yapmakta iken Bakan Muammer Ertem, Sümerbank Genel Müdürlüğünü önerir. Üstadım, bu öneriyi kabul etmez. Bir-iki aylık süre içinde bu teklif, birkaç kez yinelenir. Yanıt, hep olumsuz olur. Bir gün Bakan, Başbakanlığa gitmek üzere kendisini aracına alır. Birlikte Başbakanlığa giderler. Başbakanlığa varınca önce dışarıda beklemek ister. Bakan, birlikte gideceklerini söyler ve yukarı çıkarlar. Başbakanlık Özel Kalem Müdürünün odasına girerler. Başbakan, bir telefon görüşmesi yaptığı için bir süre beklerler. Sonra, Özel Kalem Müdürü Necdet Calp, Bakanı içeri almak üzere davet eder. Üstadım, koltukta oturmaya devam etmekteyken Bakan, birlikte Başbakanla görüşme yapılacağını uyarması üzerine Başbakanın Makamına girerler. Bakan, Başbakan İnönü'ye “Sümerbank Genel Müdürlüğünü kabul etmeyen Teftiş Kurulu Başkanı diye tanıtır. Bunun üzerine İnönü, “Neden kabul etmiyorsun? diye sorar. Üstadım, büyüğüm böyle bir soruyla karşılaşacağını düşünemediğinden, belki de biz senin arkanda oluruz desteğinin ifade edilmesini beklediğinden olacak “Kurum, çok büyük, beni harcarlar” diye yanıtlar. İsmet İnönü, bunun üzerine biraz tatlı-sert “Harcarlar, ne demek. Tabi ki harcanacaksın. Ben harcanmadım mı? Kurtuluş Savaşında gazi olanlar, şehit olanlar harcanmadı mı? Bu ülkenin kuruluşunda görev alanlar harcanmadı mı?”diye sorar. Bunun üzerine özür dileyerek, Sümerbank Genel Müdürlüğünü kabul eder. Görüşme bitince, Masanın büyüklüğü ve boyunun yetersiz kalması nedeniyle elini uzatarak, tokalaşması üzerine İnönü, “Muammer, nasıl birini buldun. Benden görev kabul eden herkes elimi öper, bu elimi öpmedi, diyerek” serzenişte bulunur. Bu anının başka ayrıntıları da var. Ama bu kadarı yeter, sanırım.
Rahmi amca, bunları anlattıktan sonra bana “Tabi ki, harcanacaksın.” demesini, hiçbir zaman unutamam. Bundan sonra önerilerini sıralayarak, yarın görev teklif edilecek gibi hazır olmam gerektiğini, sürekli çalışmam ve kendimi yenilemem gerektiğini ifade etmişti.
***
Yirmi bir yaşında 1943 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdiğinden itibaren sürekli kamu görevlisi olarak çalışmanın verdiği deneyimlerin dinleyicisi olmanın gururunu taşıyorum. Mülkiyeliler Birliğinin kurucusu olmasını da anımsatmalım, okurlarıma. Rahmi Tunçağıl amca, yıllar oldu… Eksikliğini kalbimin derinlerinde hissediyorum. Allah rahmet eylesin. Işıklar içinde yatsın. Anısı, anıları hepimize ışık tutsun.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık