• 10 Ağustos 2017, Perşembe 8:54
A.Dursun YILMAZ

A. Dursun YILMAZ

Mülkiyet ile Hayal
 İnsanoğlunun bazısı için mülkiyet aşkının sınırı yoktur. Öldüresiye severler. Ancak, mülkiyet edinmenin bir sınırı vardır. Çalışma azmi, hırsı, süresi gibi birçok etken bu sınırı belirler. Mülkiyet büyüdükçe işin içine başka şeyler girer. Kurumsallaşma, yönetim becerisi, organizasyonun yapısı, örgütün denetimi, işletme süreci gibi birçok faktör mülkiyetin, büyüklüğüne etki yapar. Mülkiyet büyüklüğü ile yönetim yapısı arasında kopukluk varsa beden büyüklüğü ile beyin kapasitesi arasında uyumsuzluk varsa yenilgi kaçınılmazdır. Ticaret dilindeki adı iflastır. İnsanların dayanma gücü yoksa olana bitene ruh sağlığı sorunu olarak tanım konulur. Kişinin kendisine söylenmez. Çevresi, fısıltı ile konuşarak uyumsuzluğu dile getirir.
Ne kadar zengin olunursa olunsun, ne kadar mal mülk sahibi olunursa olunsun, terk-i diyar edildiğinde hepsi son bulur.
***
İkinci dünya savaşı sonrasında varlık vergisi ödemiş, ağa ve seyyid babanın oğlu babam 1941-1944 yılları arasında ortaokulu Giresun il merkezinde okur. Bulancak'taki ilkokulu bitirdikten sonra ortaokul olmadığı için okumaya Giresun'a gider. Giresun'da ev kiralanır. Pazar günü sırtında yemek dolu “şelek” ile Bulancak'tan patika yoldan yürüyerek Giresun'a gider. Cumartesi günü öğleden sonra boş şelekle Giresun'dan Bulancak'a gelir. Okul dönemindeki gidiş ve gelişler üç yıl boyunca böyle sürer. Elbette, bu yolculukta yalnız değildir. Yanında köylüsü komşusu, sınıf ve okul arkadaşları bulunmaktadır. Bir Giresun, bir Köşecik ve Kıççıklı, Nihayet, 10.10.1944 tarihinde diplomasını alır.
İlkokulu, orta okulu ve lisenin birinci sınıfını, evimin çok yakınındaki okullarda okudum. Son iki sınıfını, Ballıca Mahallesindeki lisede okudum. Okul evden yaklaşık iki Kilometreydi. Bütün öğretmen ve öğrenciler, sabahleyin yürüyerek okula giderdi. Yaklaşık yirmi dakikalık yürümenin sonunda bir kişi dışında patinaj yapmış araba gibi ense kökümüze kadar çamur olurduk. Müdürümüz Kel Musa'nın (Musa Çağlayan) ayakkabısının sayasına çamur çıkmazdı. Sonunda, biz de öğrendik. Kel Musa'nın yöntemiyle yüründüğünde çamura dokunmadan okula gitmek başarılabilirdi. Başardık.
Işığım, güneşim, kızım, Ankara'da okudu. İlk ve orta öğrenim sürecini, servis ile gidiş ve geliş yaparak tamamladı.
Babamın, sırtında şelekle gidip geldiği yolu, binlerce öğrenci dolmuş, taksi, otomobil gibi araçları kullanarak liseyi, ticaret lisesini, öğretmen okulunu, üniversiteyi okudu, okumakta. Bulancak ilçe merkezine iki Kilometre uzaklıktaki lisemize bugün öğrenciler, servis ile gidip gelmektedir. Bu sürecin adı gelişme değil, değişmedir.
***
Halen 19 yaşında bir otomobil kullanıyorum. Bulancak'a geldiğimde, arkadaşların “Araban bu mu?” diye küçümser edayla sorduğu soruya “evet” diyordum. Şimdi, yanıt vermeye bile gerek duymuyorum. Zaman zaman aynı küçümsemeyi hissederim. Lise yıllarında birlikte okuduğumuz bir arkadaşım, aracının markası, modeli, yaşı ve özelliklerinden söz ederek övündüğünde şaşırmıştım. Araç, araçtır. Araç, amaç olduğunda yaşam boşa gitmiştir, bile. Ama fark ettiğinizde çok geçtir. Ben bu arabayı almak için ömrümden kaç saat, gün, ay, yıl verdim diye sormadığınız gün, işiniz bitmiştir. Doğdunuz, büyüdünüz, okudunuz, çalıştınız, tükettiniz ve öldünüz. O halde, niye okudunuz, niye çalıştınız. Sonuç, egemen ülkelerin varsıllığına katkı sağlamaktan öteye geçmemektedir.
***
Hiç düşündünüz mü? Bir otomobili, gerekli ve zorunlu olarak ne kadar süreyle kullanıyoruz. Ya da umumi araçları kullanarak yapabileceğimiz yolculuğun ne kadarını özel aracımızla yapıyoruz. Özel aracımızla yaptığımız yolculuğumuzun, ne kadarını umumi araçlarla yapabiliriz. Uyurken, çalışırken araç kullanamayacağımız süre ne kadardır. Bu sorular uzayabilir.
***
Değişme yanlış, gelişme doğru. Büyüme yanlış, kalkınma doğru. Sanıyorum, yürümek, hürriyet; otomobil, kölelik.
Şirket yönetenleri, aracının satın alma maliyetinin vergisel kısmını yansıtabilen, giderine işleyebilen ve sürekli araç kullananları ayırıyorum. Araç bedelinin yarısından fazlası olan vergi yükünü üzerinde taşıyanların yeni bir arayış içinde olması gerektiğini düşünüyorum. Ben diyeyim 1000, siz deyin 100 otomobil sahibinin bir araya gelerek, sermaye olarak araçlarını koydukları kiralama şirketi aracılığı ile otomobillerini kiralamaları durumunda sürekli gelir elde etmeleri mümkündür. Vergilerini yansıtmaları, gider kaydetmeleri yoluyla maliyetlerini azaltmaları olanaklıdır. İhtiyaç duyduklarında şirketlerinden araç kiralaması da yapabilecekleri kuşkusuzdur. Biliyorum, hayal. Mülkiyet aşkı olmasa işler çok kolay. Umarım, dilerim olur.





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık