Adil, akıllı ve vicdanlı olan her insanın ekranlardaki, bir katilden kahraman yaratmak görüntüleri karşısında içi sızlamıştır sanırım.
Abdi İpekçi, Türk basınında geniş ufku, birikimi ve engin bakış açısıyla çığır açan bir gazeteci. 12 Eylül öncesinde, ülke barışına katkıda bulunmak için çalışan, birlik beraberlik çağrıları yapan bu değerli insan, 1 Şubat 1979 akşamı hain bir saldırının hedefi oldu. Katili Ağca ise bugün onlarca kamera karşısında nutuklar atıyor.
Yıllardır “ben mesihim” deyip deli numarası yapıyor. “Katolik olmam için Vatikan bana 50 milyon dolar ve kardinallik önerdi” iddialarında bulunuyor. Bütün dünyanın bu yüzyıl içinde yıkılacağını kesin belgelerle ispat edeceğini söylüyor. “Papa suikastı artık benim belleğimde müzede kalmış bir hadisedir” diyor. Ardından Papa, Mahatma Gandi kadar büyük bir adamdır diyerek öldürmeye kalkıştığı adamı yüceltmeye çalışıyor.
İki yıl içinde Vatikan kaynaklı yazılı belgelerle Tanrının ete kemiğe bürünmüş yegane sözcüsü, biricik ebedi Mesih olduğunu ortaya koyacakmış. Harvard, Yale, Princeton Üniversitelerinde Psikoloji dersi verebilirmiş.
Bir dolu, saçma sapan, alımlı çalımlı laflar.
Bir katilden bir star yaratmak bu olsa gerek. Yakında siyasete soyunursa şaşmayın derim. Bu ilgiye seyirci kalmak, bana terörü kutsamak gibi geliyor.
Türkiye'nin en değerli gazetecilerinden birini öldür, ardından Papa'ya suikast yap, sonra müebbet hapse mahkum olmuşken askeri cezaevinden Abdullah Çatlı, Yalçın Özbey, Oral Çelik, Yavuz Ceylan grubunun yardımıyla, askeri üniforma giyerek firar et. 31 yıl sonra yurda dön, 5 yıldızlı otellerde kal, kaldığın otelin önünde yüzlerce kameraman seni beklesin. (onların da amacı bir gazeteci katilini sıkıştırmak değil, reyting savaşı maalesef) Türk gazetecileri hiçe sayarak, “muhatabım yabancı ülkeler” diyerek dünyaya İngilizce mesajlar gönder.
Ardından Ankara'dan İstanbul'a gidişinde Tem otoyolunda yaşanan olaylar geliyor ve Ağca birbirinden lüks arabalarla İstanbul'a Texas'vari bir yolculuk yapıyor.
Şimdi sormak istiyorum. Askerlere, basın ve yargı mensuplarına her gün olur olmadık nedenlerle suç isnat eden, sorgulayan, hapse atan yetkililer nerdesiniz? 21. yüzyılda otoyolda, yol kesip araba değiştiren, basın mensuplarına tehditler savurup elini beline atan harami çetesi, gözlerinizin önünde. Asıl Ergenekon bunlar. Bunlara nasıl bir yaptırım uygulanacak, merakla beklemekteyiz.
Apo ne kadar suçluysa, Ağca da o kadar suçlu. Ağca ne kadar suçluysa, bu sorulara cevap veremeyenler de o kadar suçlu.
Bu olayın ardında kimler var? Ağca'ya tetiğin çekilmesi talimatını kimler vermiştir? Adalet sistemi nerede yanlış yaptı? Yoksa sistemin rotası mı yanlış?
Ağca “ben İpekçi'nin katili değilim, sadece aktörlük yaptım” buyurmuş. Yapımcılar ondaki bu yeteneği keşfetmiş olmalılar ki! daha hapishaneden çıkmadan kitap, film, belgesel tekliflerinde bulunmuşlar.
Ağca'nın, cinayetin ardından ifade verdiği askeri savcı Ahmet Koç'un beyanına göre Ağca cinayeti itiraf etmiş. Nedeni sorulduğunda ise“bu düzeni savunduğu için” diye cevaplamış. Savcı, yakalandığında Ağca'nın üzerinde telefon numaraları olduğunu, bunun emniyetçe hiç soruşturulmadığını, ayrıca “sizin verdiğiniz ceza bana yetişmez, af çıkarsa çıkarım, yoksa kaçarım” diyerek güvendiği mihraklar olduğunu vurguluyor ve cezaevinden önce Adli Tıptan da kaçırılma girişiminden söz ediyor.
Ocak ayı, geçmişte iki gazetecinin suikasta kurban gitmesine de tanıklık etti ne yazık. Uğur Mumcu'nun yolsuzlukların, haksızlıkların üzerine gitmesinden, Hrant Dink'in fikirlerinden, “ben de kendi rengimle varım bu ülkede” deyişinden korktular.
Biri arabasıyla beraber toz duman, diğeri kaldırımda, ayağında delik bir ayakkabıyla yatan, cansız bir beden..
Yazgı dedikleri bu olsa gerek..
Uğur Mumcu'nun “Ey halkım unutma bizi” seslenişine kulak veriyoruz. Sizi unutmuyor, unutturmuyoruz. Ama biliyoruz ki kanın sesini ancak adalet susturabilir. İpekçi'ler, Mumcu'lar, Dink'ler ve daha nice değerli kalemler. Buralarda her şey sizin bıraktığınız gibi! Aynı sisli, aynı puslu hava.
Yıllardır birilerinin üstünü örtmeye çalıştığı gerçekler artık ortaya çıkmalı. Artık kardeşliğin, barışın, edebiyatın gücü egemen olmalı. Düşündüklerimiz, yaşadıklarımız önce insana yakışmalı. Hepimiz katile prim vermeyen adil bir sistemin peşindeyiz. İstediğimiz bir avuç aydınlık ve bunu hak ediyoruz…