Sevgili okurlar, biliyorsunuz ben yazılarımı birkaç gün önceden gazeteme teslim ediyorum onun için sizler birkaç gün öncenin yorumlarını okuyorsunuz. Zaten günü gününe de yazsak, burası Türkiye'de gündem gün içinde bile o kadar çok değişiyor ki, aynı gün de versek o haberler bile bazen bayatlayabiliyor. Onun için okuduklarınıza “Biz zaten bunları biliyorduk” demeyin, zaten olanlar da birgün öncenin tekrarı olmuyor mu?
Biliyorsunuz DTP kapatıldı, parti tabelaları indirildi, karar, nihai karar organı olan Anayasa Mahkemesi kararıdır. İşine gelmeyenler beğenmedi, beğenmesen de uyacaksın çare yok, bunları terör örgütüne arka çıkarken düşünecektin. Yolun sonu çoktan görünmüştü de benim anlamadığım nokta şu; televizyonları açıyorum yine bu yüzleri görüyorum, yasaklı değilken de bunlar vardı, siyasi yasaklı oldular yine meydandalar. Bakalım önümüzde günler neler gösterecek.
Umarım bizleri güzellikler bekliyordur.
Bu arada DTP, anayasa Mahkemesi Kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmeye hazırlanıyor.
Ancak bugünlerde şaşırtıcı bir gelişme oldu ve gazetelerin haberlerine göre:
“DTP'ye bugüne dek en büyük desteği veren Avrupa Birliği'nden Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili sürpriz bir açıklama geldi. Avrupa Birliği Komisyonu'nun günlük olağan basın toplantısında DTP'nin kapatılmasıyla ilgili bir soruyu cevaplandıran AB Komisyonu'nun Gelişmeden Sorumlu üyesi Oli Rehn'in sözcüsü Amadev Tardio şunları söyledi:
- Öncelikle geçen hafta PKK'nın kanlı saldırısıyla başlayan, demokratik açılımı tehlikeye sokan son gelişmelerden ciddi endişe duyuyoruz.
- Terörü en sert şekilde kınıyoruz. AB Komisyonu, DTP'nin terör eylemlerini, kınamayı ve PKK ile arasına açık mesafe koymayı reddetmeyi sürdürmesinden üzüntü duymuştur.
- AB Komisyonu, Türkiye'de siyasi partilerle ilgili yasal düzenlemelerin Avrupa standartlarına yükseltilmesi ihtiyacını hatırlatır.”
***
Bu haber, geçtiğimiz günlerin gazetelerinden bir alıntıdır. Bugün özgürlük ve barış söyleminde bulunanlar, Anayasa Mahkemesi kararının siyasi olduğunu savunanlar, yukarıdaki yorumlara ne diyecekler acaba? Gerçeğin en güzel ifadesi yukarıdaki satırlarda yatıyor:
“PKK ile arasına açık mesafe koymayı reddetmeyi sürdürmesi”
Hatta bence biraz fazla kibar olmuş.
Neden mi?
Nedeni yine aşağı-daki satırlarda yatıyor:
“Mecliste oldukları iki yıl boyunca teröristbaşını dillerinden düşürmeyen, terör örgütü PKK'ya ve eylemlerine adeta sahip çıkan DTP'liler Anayasa Mahkemesi'nin kararının ardından iyice coştu. Dün yirmibir milletvekili Diyarbakır'da bir araya geldi. 5 yıl siyaset yasağı getirilen Aysel Tuğluk yine tehdit eder gibi konuştu. Tuğluk:
“PKK'yı ve sayın Öcalan'ı dikkate almadan bu sorunu çözemezsiniz” dedi. ”
….
Yazdıkça sinirim bozuluyor,
Bozuldukça yazıyorum.
Şimdi içimi dökeyim de,
Yakın zamanda bir daha bu konuyu yazmayacağım.
Bu bayanın “Sayın” anlayışı ile bizimki epeyce farklı galiba.
Herhalde ömründe hiç saygıdeğer bir kişi görmemiş olmalı.
Dünyaya onca iyilik, insanlığa hizmet yapmış, vatanı için canını vermiş, her şeyi bir tarafa bırak, bir kediyi ezmemek için kaza yapıp hayatını kaybetmiş nice insan varken, yol kesip mezra bastıran, kendi köşklerinde saraylarında her türlü tatlı hayat yaşarken kandırdıklarını korku belasına köleleştirip insanlıktan çıkarmış, haklarının savunduğunu iddia ettiği insanlara bile zulmetmiş bir korkağa sayın diyecek kadar sayın kelimesinin anlamını bilmekten aciz isen ancak böyle parayla topladığın çoluk çocuğa , kandırdığın kadınlara seslenirsin, o da Diyarbakır'da.
Yüreğin yetiyorsa çık bakalım Taksim meydanına, çık İzmir Saat Kulesine,
Gel Osmanağa Meydanı'na,
Senin “Sayın” ını o zaman görelim “Sayın” Aysel Tuğluk Hanım.
Şimdi hesap verme zamanı.
Sırtındaki dokunulmazlık zırhı çıktığına göre,
70 milyonun gözünün içine baka baka
Yaktığın canların, kırdığın camların bedelini ödemenin zamanı geldi.
Bu milletin parasıyla
Bu millete caka satmanın
Bedelini ödemenin.
***
Şimdi diyeceksiniz ki, eline bir kalem geçirdi, yazdıkça yazıyor,
Biliyorum, bunlar az bile,
Üstelik bu düşüncelerimde yalnız da değilim,
Üstelik bu yazdıklarım bu şahısla da sınırlı değil,
Ne yapalım biz vatan sevgisiyle doğduk, öyle de öleceğiz,
Böyle öğrendik, böyle öğretmeye çalıştık.
Ülkemizi sevdik, her yöresini sevdik üstelik, etnik kökenimiz ne olursa olsun birlik beraberlik içinde yaşamak istiyoruz. Eline üç beş kuruş tutuşturulduğu için taş-sopa atan çocuklar istemiyoruz Bunu onlara yapmaya hakkımız yok.
Eğitim seviyesi yüksek, ekonomik refaha ulaşmış, uygar ülkeler düzeyine gelebilmek için olmalı çabalarımız.
Bunun gerekliliğini anlayabilmeli ve anlatabilmeliyiz.
Her akşam ekranlarda Afrika Botswana'daki kabile çatışmalarındakine benzer görüntüler görmek yüreğimi acıtıyor.
Bu güzel ülke bizim.
Sevgi, akıl ve istemekle olmayacak bir şey yok.
Güzelliklerin yakınımızda olduğunu biliyorum.
***
Ben bu yazıyı sonlamaya çalışırken ne yazık ki Muş'ta olaylar çıktığını iki kişinin öldüğünü öğreniyorum.
İşte bunların yapmaya çalıştığı da zaten bu.
Konuyu izlemişsinizdir.
Milletvekili Sırrı Sakık açıklama yapıyor:
“Bu DTP'nin kapatılmasıyla ilgili bir demokratik hak kullanımı idi” diyor.
Muş'un ilçesindeki yürüyüşün ve olayların başlangıcı ile ilgili olarak, ölüm olayını haklı çıkarmak için yazmıyorum elbette,
Ancak bu nasıl bir demokratik hak kullanımı ki, ilçenin her tarafı yan-mış, yıkılmış, bir bankadan alevler çıkıyor, maskeli insanlar bir şeyler fırlatıyor,
Camlar kırılmış, her taraf perişan,
Bu “Demokratik hak kullanımı imiş”
Ne yazık ki bir başkası da bu hakkını kalaşnikofla kullanmaya kalkıyor,
Kendini savunmak için,
Keşke olmasaydı.
Sonuçta masum insanlar ölüyor,
Asla onaylamıyorum:
Ancak o dükkanın da hedef gösterildiği bir gerçek.
Önemli olan olayların bu noktaya getirilmemesi.
Önemli olan, bu tuzaklara düşmemek.
Gün, birlik, beraberlik ve kardeşlik günü.
Çünkü Türkiye'nin neredeyse tamamına yakını bunu istiyor, etnik kökeni ne olursa olsun.
Ben buna yürekten inanıyorum, sizler de inanın…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın…