Emekli Memur Rıfkı Bey'in kırk yıllık eşi Huriye Hanım Teyze ile sizleri yıllar önce tanıştırmıştım.
Hani elinde Pazar çantasıyla pazara gidip de pek bir şey alamadan “evdeki hesap, çarşıya uymadı, sağlık olsun ne yapalım” deyip gerisin geriye evine dönen teyzemiz…
Yıllardır “Pazarda Alışveriş” yazısı yazmadığım-dan, doğaldır unuttunuz Huriye Teyzeyi.
İşte, aynı Huriye Teyze geçtiğimiz Salı günü evinden çıkarak BULANCAK Pazarı'nda sebzenin, meyvenin,zeytinin, peynirin, temizlik maddelerinin her çeşidinin bolca satıldığı yerde alır soluğu.
Rıfkı Bey, aslında çok kızmıştır bu ay gelen yüklü telefon, su, elektrik faturalarına.
Ancak ev tamtakırdır. Ne sebze kalmıştır ne de meyve. Omo, Alo ile deterjanlar çoktan tükenmiştir evde.
Otomatik çamaşır makinesi, bunların matik cinsiyle yıkamaktadır çamaşırları.
Kasabın yanına yaklaşmaya zaten cesaret edememektedir haftalardır. Hamsi çıktı çıkalı onunla idare etmektedir.
Öyle ya kilosu on sekiz- yirmi liraya bir kilo et alabilecek kadar babayiğit olamamıştır.
Adı üstünde bir garip emeklidir Rıfkı Amca.
Karısıyla sürdürdüğü mütevazı bir yaşamdan başka bir lüksü yoktur.
Ne “Issız Adam” filmine gidebilmiştir ne de nefesler kesilerek izlenen “Nefes” filmine.
En son Huriye Teyzeyle nişanlıyken, kayın pederinden zorla izin alarak Giresun Lâle Sineması'nda “Fosforlu Cevriye”yi seyretmişlerdi.
Neriman Köksal ile Orhan Günşiray'ı bu filmin etkisinde kaldıklarından çok severdi her ikisi de.
“Bari, biraz meyve, sebze, pirinç, mercimek, zeytin, kuru fasulye al!” der kırk yıllık karısı Huriye Teyzeye.
Tonton teyzemizi, geçen sefer ki gibi gerine gerine getirdiği Bulancak Pazarı'ndan boynu bükük, eğile eğile geldiğini düşündükçe bir telaştır almaya başlar.
Ezilmeyecek maddeleri Pazar çantasının dibine yerleştirmek niyetindedir. Önce pirinç, mercimek, kuru fasulye almaktır niyeti. Peşinden de çamaşır makinesi için sekiz kiloluk bir omomatik…
En son Apaydın Maket'ten birazcık fazla pirinç, mercimek, kuru fasulye almış, Ramazan Bayramı'nda İstanbul'dan oğlu, gelini ve çocukları gelince onları tüketmişlerdi.
Bulancak Pazarı belki daha ucuz olabilirdi.
Hey gidi Huriye Teyze, devir hangi devir?
Ucuza bir şey mi kaldı?
İyi ki üniversitede okuyan, dersaneye devam eden çocukları yoktu.
Fiyatları sorunca, aldığı yanıttan küçük dilini yutacaktı az daha.
Ramazan Bayramı'ndan bu yana bu ne artıştı böyle?
Rıfkı Bey'in verdiği elli lirayla ne alabilirdi ki?
Onlar için çok az sayılmazdı üstelik bu para.
Düşündüklerini alamadı Huriye Teyze.
Evdeki hesap, gerçekten çarşıya uymamıştı.
Hepsinden azar azar tarttırdı pazarcıya.
Ucuzundan birkaç fanila ve içdonu alayım Reıfkı Bey'e dedi; ama alamadı. Yırtık pırtık idare etsin şimdilik, diye düşündü. Etrafına bakındı. Ortalık pancar, pazı, ıspanaktan geçilmiyordu.
Kara lâhana Bulancaklı Huriye Teyze'nin geleneksel yemeği değil miydi?
Doğrar doğrar, biraz pirinci ve soğanı içine katar, suda haşlayıp biraz da yağ kattı mı ala sana ERİMEZ Yaylası' nın pancar çorbası…
Yanına da ya kiraz tuzlusu ya da turşu kavurması hadi afiyet olsun.
Neyinize gerek Çipura, levrek, tas kebap, ızgara köfte ya da biftek?
Huriye Teyze, pazarda etrafına bakındı. Pek varlıklı insanlara rastlayamadı. Herhalde varlıklı olanlar pek uğramıyorlar bu pazara, diye geçirdi içinden.
Aldıkları emekli aylığı elektrik, telefon, su, tüp ve kömüre ancak yetmişti bu ay.
Rıfkı Amca'ya anlatacağı pazar hikayesini , ortalığın yangın yeri gibi olduğunu ve yaşamanın, geçinmenin ne kadar güç olduğunu kafasında kurgulayarak evine döndü Huriye Teyze.
Kocası Rıfkı, geçmiş TV'nin karşısına, Esra Erol'un sunduğu “Evlen Benimle” programını izliyordu.
Ne yapsın adam? diye mırıldandı.
“Pazarda Yangın Var” filmini izlemekten daha iyidir.
Kalın sağlıcakla…